Permiyen Dönemi (298,9–251,902 milyon yıl öncesi)
Permiyen dönemi, Paleozoik Zaman’ın son jeolojik dönemidir. Karbonifer döneminin ardından başlamış ve yaklaşık 47 milyon yıl sürerek Triyas döneminin başlangıcına kadar devam etmiştir.
Uluslararası Stratigrafi Komisyonu tarafından kabul edilen güncel jeolojik zaman ölçeğine göre Permiyen, yaklaşık 298,9 milyon yıl önce başlamış ve 251,902 milyon yıl önce sona ermiştir.
Permiyen, Dünya’nın jeolojik ve biyolojik tarihinde son derece önemli bir dönemdir. Bu dönemde kıtalar birleşerek Pangea Süperkıtası’nı oluşturmuş, iklim koşulları büyük ölçüde değişmiş, karasal ekosistemler gelişmiş ve memelilerin evrimsel atalarını oluşturan canlı grupları çeşitlenmiştir.
Ancak Permiyen’in en dikkat çekici özelliği, dönem sonunda meydana gelen ve Dünya tarihinin bilinen en büyük kitlesel yok oluşu olarak kabul edilen Permiyen–Triyas Kitlesel Yok Oluşudur.
Bu olay sonucunda denizel canlı türlerinin yaklaşık %90’ı veya daha fazlasının ortadan kalktığı tahmin edilmektedir. Karasal ekosistemlerde de çok büyük kayıplar yaşanmıştır.
Permiyen, bu yönüyle hem büyük kıtasal birleşmelerin hem de yaşam tarihindeki en büyük biyolojik krizlerden birinin gerçekleştiği dönemdir.
Kaynak: Uluslararası Stratigrafi Komisyonu – Permiyen
Permiyen’in İklimi
Permiyen döneminin iklimi, başlangıçtan sona kadar önemli değişiklikler göstermiştir.
Karbonifer döneminin sonlarında başlayan büyük buzullaşma, Permiyen’in ilk bölümlerinde de etkisini sürdürmüştür. Özellikle Gondwana’nın güney kesimlerinde geniş buzul alanları bulunmaktaydı.
Ancak Permiyen ilerledikçe Dünya’nın iklimi giderek ısınmış ve genel olarak daha kurak koşullar yaygınlaşmıştır.
Bu değişimin en önemli nedenlerinden biri, kıtaların birleşerek Pangea Süperkıtası’nı oluşturmasıdır.
Pangea’nın iç kesimleri okyanuslardan oldukça uzakta bulunuyordu. Bu nedenle denizlerin nemlendirici etkisi kıtanın iç bölgelerine yeterince ulaşamıyor, geniş alanlarda kurak ve yarı kurak iklim koşulları gelişiyordu.
Özellikle kıtanın iç kesimlerinde:
- Geniş çöl alanları,
- Mevsimsel yağış rejimleri,
- Yüksek sıcaklık farklılıkları,
- Kuraklığa dayanıklı bitki toplulukları
yaygınlaşmıştır.
Karbonifer döneminde geniş alanlar kaplayan nemli bataklık ormanları, Permiyen’de giderek azalmış ve yerlerini daha kurak koşullara uyum sağlayabilen bitki topluluklarına bırakmıştır.
Dönemin sonlarına doğru ise iklim sistemi yeniden büyük bir değişime uğramıştır.
Günümüz Sibirya’sında meydana gelen çok büyük volkanik püskürmeler sonucunda atmosfere önemli miktarda karbondioksit ve diğer volkanik gazlar salınmıştır.
Bu durum küresel sıcaklıkların yükselmesine, okyanusların kimyasal yapısının değişmesine ve denizlerde oksijen miktarının azalmasına katkıda bulunmuştur.
Böylece Permiyen’in sonlarına doğru Dünya, yaşam tarihinin en büyük çevresel krizlerinden birine sürüklenmiştir.
Permiyen Coğrafyası

Permiyen döneminin en önemli coğrafi özelliği, Dünya üzerindeki kıtaların büyük ölçüde birleşerek Pangea Süperkıtası’nı oluşturmasıdır.
Karbonifer döneminde başlayan kıtasal çarpışmalar Permiyen boyunca devam etmiş ve kıtaların büyük bölümü tek bir kara kütlesi halinde birleşmiştir.
Pangea, kuzeyden güneye doğru çok geniş bir alan kaplayan ve kutup bölgelerine kadar uzanan devasa bir süperkıtaydı.
Bu kıtasal kütlenin kuzey bölümünde Lavrasya, güney bölümünde ise Gondwana bulunuyordu. Bu iki büyük kara kütlesi daha önceki jeolojik dönemlerde birbirinden ayrı olmasına rağmen Permiyen’e gelindiğinde büyük ölçüde birleşmişti.
Pangea’nın çevresini ise dünyanın en büyük okyanuslarından biri olan Panthalassa Okyanusu kuşatıyordu.
Pangea’nın doğu kesiminde ise Tetis Okyanusu olarak adlandırılan geniş denizel alan bulunuyordu.
Bu dönemde Paleotetis Okyanusu da önemli bir tektonik unsur olarak varlığını sürdürmekteydi. Özellikle Pangea’nın kuzeydoğu kenarında gerçekleşen levha hareketleri, okyanusal alanların daralmasına ve yeni tektonik süreçlerin gelişmesine neden olmuştur.
Permiyen boyunca kıtaların birleşmesi, yalnızca coğrafi görünümü değil, Dünya’nın iklimini, okyanus dolaşımını ve canlıların yayılışını da önemli ölçüde etkilemiştir.
Pangea Süperkıtası
Pangea, Permiyen döneminin en belirgin paleocoğrafik özelliğidir.
Bugünkü Afrika, Avrupa, Asya, Kuzey Amerika, Güney Amerika, Antarktika ve Avustralya’nın önemli bölümleri bu süperkıtanın içerisinde yer almaktaydı.
Pangea’nın oluşmasıyla birlikte kıtalar arasında geniş kara bağlantıları kurulmuştur.
Bu durum, özellikle karasal canlıların farklı bölgelere yayılmasını kolaylaştırmıştır.
Daha önce birbirinden ayrı kıtalarda yaşayan bazı canlı grupları, yeni kara bağlantıları sayesinde daha geniş alanlara yayılabilmiştir.
Bununla birlikte, kıtaların birleşmesi denizel yaşam alanlarının toplam dağılımını da değiştirmiştir.
Özellikle kıyı şeritlerinin göreceli olarak azalması ve geniş kıtasal alanların oluşması, denizel ve karasal ekosistemler üzerinde önemli etkiler yaratmıştır.
Pangea’nın iç kesimlerinde gelişen kurak iklim koşulları, bitki örtüsünün ve hayvan topluluklarının değişmesine neden olmuştur.
Permiyen Denizleri ve Okyanusları
Permiyen döneminde Dünya’nın büyük bölümü okyanuslarla kaplıydı.
Pangea’nın çevresinde yer alan Panthalassa Okyanusu, gezegenin en geniş denizel alanını oluşturuyordu.
Bunun yanı sıra Tetis ve Paleotetis okyanusal alanları da dönemin paleocoğrafyasında önemli bir yere sahipti.
Kıta kenarlarında ve sığ denizlerde çok çeşitli denizel ekosistemler gelişmişti.
Özellikle karbonat platformları, mercan resifleri ve sığ deniz ortamları oldukça yaygındı.
Bu ortamlarda,
- Brakiyopodlar,
- Fusulinid foraminiferler,
- Ammonoidler,
- Deniz laleleri,
- Bryozoalar,
- Mercanlar,
- Yumuşakçalar,
- Deniz süngerleri yaşamaktaydı.
Permiyen denizlerinin önemli özelliklerinden biri de fusulinid adı verilen büyük foraminiferlerin yaygınlaşmasıdır.
Bu mikroskobik canlıların bazıları gözle görülebilecek büyüklüğe ulaşabiliyordu.
Fusulinid fosilleri, Permiyen yaşlı kayaçların tanımlanmasında ve farklı bölgelerdeki jeolojik istiflerin karşılaştırılmasında oldukça önemlidir.
Permiyen Bitki Örtüsü
Permiyen döneminde karasal bitki örtüsü, Karbonifer dönemine kıyasla önemli ölçüde değişmiştir.
Karbonifer’de yaygın olan geniş bataklık ormanları, Permiyen’in kuraklaşan iklim koşullarında giderek gerilemiştir.
Bunun yerine kuraklığa daha dayanıklı tohumlu bitkiler yaygınlaşmıştır.
Özellikle açık tohumlu bitkiler (Gymnospermler), Permiyen karasal ekosistemlerinin önemli bileşenleri haline gelmiştir.
Bu dönemde,
- Kozalaklı bitkiler,
- Tohumlu eğreltiler,
- Ginkgo benzeri bitkiler,
- Sikad benzeri bitkiler,
- Gerçek eğreltiler farklı karasal ortamlarda yaşamaktaydı.
Bitkilerin tohum oluşturabilmesi, üreme süreçlerinin suya bağımlılığını önemli ölçüde azaltmıştır.
Bu özellik, özellikle kurak ve mevsimsel yağış alan bölgelerde büyük bir avantaj sağlamıştır.
Permiyen’de gelişen tohumlu bitki toplulukları, sonraki Triyas ve Jura dönemlerinde karasal bitki örtüsünün şekillenmesinde önemli rol oynamıştır.
Permiyen Canlıları
Permiyen, karasal omurgalıların evriminde önemli gelişmelerin yaşandığı dönemlerden biridir.
Bu dönemde sürüngenler ve memelilerin evrimsel ataları olan sinapsidler büyük çeşitlilik kazanmıştır.
Denizlerde ise ammonoidler, brakiyopodlar, fusulinidler ve diğer omurgasız gruplar yaygın olarak yaşamaktaydı.
Denizel Canlılar

Permiyen denizlerinde çok çeşitli omurgasız canlı grupları bulunuyordu.
Özellikle brakiyopodlar, deniz tabanında yaşayan önemli organizmalardandı.
Fusulinidler, Permiyen’in karakteristik fosil gruplarından biriydi.
Ammonoidler ise kafadan bacaklı yumuşakçalar içerisinde önemli bir çeşitlenme göstermiştir.
Deniz tabanlarında krinoidler (deniz laleleri), mercanlar ve bryozoalar da yaygın olarak yaşamaktaydı.
Bu canlılar, özellikle sığ denizlerde gelişen karbonat platformlarının ve resif ekosistemlerinin önemli bileşenleriydi.
Fusulinidler
Fusulinidler, Permiyen döneminin en önemli fosil gruplarından biridir.
Foraminifera grubuna dahil olan bu tek hücreli organizmalar, genellikle uzunlamasına uzamış ve pirinç tanesine benzeyen kireçtaşı kavkılara sahipti.
Bazı türleri birkaç santimetreye ulaşabilen boyutlarıyla diğer foraminiferlerden ayrılmaktaydı.
Fusulinidlerin özellikle Permiyen boyunca yaygınlaşması, bu canlıları biyostratigrafik çalışmalar açısından son derece değerli hale getirmiştir.
Günümüzde Türkiye’nin Toroslar bölgesindeki Permiyen yaşlı kireçtaşlarında da fusulinid fosillerine rastlanmaktadır.
Ammonoidler
Ammonoidler, Permiyen denizlerinin önemli kafadan bacaklı canlılarıydı.
Sarmal biçimli kavkılarıyla tanınan bu canlılar, denizel ekosistemlerde önemli bir yere sahipti.
Ammonoidlerin farklı türleri, Permiyen boyunca yaşamış ve jeolojik yaşlandırma çalışmalarında kullanılmıştır.
Permiyen sonundaki kitlesel yok oluştan ciddi şekilde etkilenen bu grup, Triyas döneminde yeniden çeşitlenmiştir.
Trilobitler
Trilobitler, Kambriyen döneminden itibaren yüz milyonlarca yıl boyunca denizel ekosistemlerde yaşamış eklembacaklılardır.
Permiyen döneminde ise önceki jeolojik dönemlere kıyasla çok daha az çeşitlilik göstermekteydiler.
Permiyen’in sonunda meydana gelen kitlesel yok oluş sırasında trilobitlerin tamamı ortadan kalkmıştır.
Böylece Kambriyen’den beri varlığını sürdüren bu önemli canlı grubu Dünya tarihinden silinmiştir.
Permiyen’de Karasal Yaşam

Permiyen dönemi, karasal canlıların evriminde önemli bir aşamayı temsil eder.
Karbonifer döneminde gelişmeye başlayan amniyotlar, Permiyen boyunca çeşitlenerek karasal ekosistemlerde daha baskın hale gelmiştir.
Amniyotlar, embriyonun gelişimi için gerekli koruyucu zarları içeren yumurtaları sayesinde üreme açısından suya bağımlılığı büyük ölçüde azaltmışlardır.
Bu özellik, karasal ortamlara uyum sağlamalarında önemli bir avantaj oluşturmuştur.
Permiyen’de iki önemli evrimsel grup dikkat çekmektedir.
- Sinapsidler,
- Sauropsidler.
Sinapsidler, memelilerin evrimsel soyunun ortaya çıktığı gruptur.
Sauropsidler ise günümüzdeki sürüngenler ve kuşları kapsayan evrimsel soyun temelini oluşturur.
Bu grupların erken temsilcileri Permiyen boyunca farklı ekolojik alanlara uyum sağlamıştır.
Dimetrodon ve Edaphosaurus
Permiyen denildiğinde akla gelen en tanınmış canlılardan ikisi Dimetrodon ve Edaphosaurus’tur.
Dimetrodon, sırtında bulunan büyük yelken benzeri yapısıyla tanınan etçil bir sinapsiddir.
Bu yapının vücut sıcaklığının düzenlenmesinde rol oynadığı düşünülmektedir.
Edaphosaurus ise benzer sırt yapısına sahip, ancak otçul beslenen bir sinapsiddir.
Bu iki canlı, Permiyen karasal ekosistemlerinin dikkat çekici temsilcileridir.
Burada önemli bir ayrıntıya dikkat etmek gerekir: Dimetrodon bir dinozor değildir.
Dinozorlar Permiyen döneminde henüz ortaya çıkmamıştı. İlk dinozorlar Triyas döneminin sonlarına doğru, yaklaşık 230 milyon yıl önce evrimleşmiştir.
Dimetrodon ise memelilerin evrimsel soyuyla ilişkili sinapsid grubuna dahildir.
Memelilerin Evrimsel Ataları: Terapsidler
Permiyen’in özellikle Orta ve Geç dönemlerinde terapsidler olarak bilinen sinapsid grubu önemli ölçüde çeşitlenmiştir.
Terapsidler, memelilerin evrimsel geçmişinde önemli bir yere sahiptir.
Bu canlılarda,
- Daha farklılaşmış diş yapıları,
- Gelişmiş çene kasları,
- Daha dik duruşa yaklaşan uzuv yapıları,
- Beslenme biçimine göre farklılaşmış anatomik özellikler gelişmeye başlamıştır.
Terapsidlerin bazı özellikleri, daha sonraki memelilerin anatomik yapılarının evrimsel temellerini oluşturmuştur.
Bu nedenle Permiyen, memelilerin evrimsel geçmişinin anlaşılması açısından son derece önemli bir dönemdir.
Ancak günümüzdeki anlamıyla gerçek memeliler Permiyen’de değil, daha sonraki Mezozoyik süreçte ortaya çıkmıştır.
Permiyen’de Böcekler ve Diğer Karasal Canlılar
Permiyen döneminde böcekler de önemli bir çeşitlenme göstermiştir.
Karbonifer’de ortaya çıkan birçok böcek grubu Permiyen’de varlığını sürdürmüş, yeni ekolojik alanlara uyum sağlayan türler gelişmiştir.
Özellikle bitkilerle beslenen böceklerin çeşitlenmesi, karasal ekosistemlerdeki besin ilişkilerinin karmaşıklaşmasına katkıda bulunmuştur.
Örümceğimsiler, akrepler ve çeşitli eklembacaklılar da dönemin karasal ekosistemlerinde yaşamaktaydı.
Bu dönemde karasal besin zincirleri giderek karmaşıklaşmış ve bitkiler, otçul canlılar ile etçil omurgalılar arasında farklı beslenme ilişkileri gelişmiştir.
Permiyen’in Sonundaki Kitlesel Yok Oluş

Permiyen döneminin sonunda, yaklaşık 251,9 milyon yıl önce, Dünya tarihinin bilinen en büyük kitlesel yok oluşu meydana gelmiştir.
Bu olay Permiyen–Triyas Kitlesel Yok Oluşu veya yaygın adıyla Büyük Ölüm olarak bilinmektedir.
Denizel canlı türlerinin yaklaşık %90’ının veya daha fazlasının ortadan kalktığı tahmin edilmektedir. Karasal ekosistemlerde de çok büyük biyolojik kayıplar yaşanmıştır.
Bu olay, Kretase döneminin sonunda dinozorların büyük bölümünün yok olmasına neden olan kitlesel yok oluştan çok daha kapsamlıdır.
Sibirya Tuzakları ve Volkanik Faaliyetler
Permiyen sonundaki kitlesel yok oluşun en önemli nedenlerinden biri, günümüz Rusya’sının Sibirya bölgesinde meydana gelen olağanüstü büyüklükteki volkanik faaliyetlerdir.
Sibirya Tuzakları (Siberian Traps) olarak adlandırılan bu geniş magmatik bölge, Dünya tarihindeki en büyük kıtasal volkanizma olaylarından birinin ürünüdür.
Yaklaşık 252 milyon yıl önce gerçekleşen bu volkanik faaliyetler sonucunda çok büyük miktarda lav yüzeye çıkmış ve geniş alanlar bazaltik kayaçlarla kaplanmıştır.
Volkanik faaliyetlerle atmosfere salınan karbondioksit ve diğer gazlar, küresel iklim sistemini önemli ölçüde etkilemiştir. Bu süreçte
- Küresel sıcaklıklar hızla yükselmiştir.
- Okyanus suları ısınmıştır.
- Denizlerde oksijen miktarı azalmıştır.
- Okyanusların kimyasal dengesi değişmiştir.
- Denizel canlıların yaşam alanları ciddi ölçüde daralmıştır.
Sibirya Tuzakları volkanizması ile kitlesel yok oluş arasındaki ilişki, günümüzde çok sayıda jeolojik ve jeokimyasal çalışma tarafından desteklenmektedir.
Okyanusların Asitleşmesi ve Oksijensizleşmesi
Permiyen sonundaki biyolojik krizin önemli nedenlerinden biri de okyanusların kimyasal yapısındaki değişimlerdir.
Atmosferdeki karbondioksit miktarının artması, okyanus sularında çözünmüş karbondioksit miktarını da artırmıştır.
Bu durum deniz suyunun pH değerinin düşmesine, yani okyanusların asitleşmesine neden olmuştur.
Ayrıca okyanusların ısınması, su içerisindeki oksijen çözünürlüğünü azaltmış ve okyanus dolaşımını etkilemiştir.
Bunun sonucunda geniş denizel alanlarda oksijensiz veya çok düşük oksijenli koşullar gelişmiştir.
Bu koşullar özellikle kalsiyum karbonatlı kavkı ve iskelet oluşturan canlıları olumsuz etkilemiştir.
Permiyen–Triyas Yok Oluşunun Sonuçları
Kitlesel yok oluş sonucunda çok sayıda canlı grubu tamamen ortadan kalkmıştır. Bunlardan bazıları;
- Trilobitler,
- Rugoz mercanlar,
- Tabulat mercanlar,
- Blastoidler,
- Fusulinidler,
- Bazı eski balık grupları,
- Çeşitli terapsid ve diğer karasal omurgalı gruplarıdır.
Bazı canlı grupları tamamen yok olmamış ancak tür çeşitliliklerinde çok büyük azalmalar meydana gelmiştir.
Özellikle brakiyopodlar, ammonoidler, deniz laleleri ve çeşitli denizel omurgasızlar ciddi kayıplar yaşamıştır.
Bu olaydan sonra başlayan Triyas döneminde ekosistemlerin yeniden yapılanması uzun zaman almıştır.
Böylece Permiyen’in zengin biyolojik dünyası sona ermiş ve Dünya tarihinde yeni bir jeolojik dönem başlamıştır.
Permiyen’de Türkiye
Permiyen döneminde günümüzde Türkiye olarak adlandırdığımız coğrafya henüz bugünkü tektonik ve coğrafi bütünlüğüne sahip değildi.
Anadolu’yu oluşturan tektonik birliklerin önemli bölümleri farklı paleocoğrafik konumlarda bulunuyordu.
Türkiye’nin bugünkü jeolojik yapısının oluşumunda etkili olan Tetis okyanuslarının evrimi, kıtasal hareketler ve daha sonraki çarpışmalar henüz devam etmekteydi.
Permiyen döneminde Türkiye’nin bulunduğu alanların önemli bir bölümü, Gondwana’nın kuzey kenarı boyunca uzanan denizel havzalar ve karbonat platformlarıyla ilişkiliydi.
Bu alanlarda sığ deniz ortamlarında kireçtaşı, dolomit ve diğer karbonat kayaçları çökelmiştir.
Günümüzde Türkiye’nin özellikle Toroslar bölgesinde Permiyen yaşlı kayaçlar geniş ölçüde yüzeylenmektedir.
Toroslar ve Aladağlar
Türkiye’deki Permiyen yaşlı kayaçların önemli bir bölümü Toros Dağları’nda bulunmaktadır.
Özellikle Orta Toroslar’da yer alan Hadim ve Taşkent çevresi, Permiyen stratigrafisi ve fosil içeriği açısından önemli alanlardır.
Bu bölgelerdeki Permiyen yaşlı karbonat kayaçları içerisinde fusulinidler, brakiyopodlar ve diğer denizel fosillere rastlanmaktadır.
Hadim çevresindeki istiflerde Geç Karbonifer’den Erken Permiyen’e kadar uzanan kayaçlar tanımlanmıştır.
Fusulinid fosilleri kullanılarak bu kayaçların farklı biyostratigrafik zonlara ayrılması mümkün olmuştur.
Aladağlar ve çevresindeki tektonik birimlerde de Permiyen yaşlı karbonat platformu çökelleri bulunmaktadır.
Bu kayaçlar, bölgenin Permiyen döneminde sığ ve sıcak denizel ortamlarda bulunduğunu göstermektedir.
Antalya ve Alanya Çevresi
Antalya napları içerisinde yer alan bazı jeolojik birimler, Permiyen–Triyas geçişinin incelenmesi açısından oldukça önemlidir.
Özellikle Kemer yakınlarındaki Çürük Dağ, Gazipaşa çevresindeki Öznurtepe ve Alanya yakınlarındaki Demirtaş bölgelerinde Permiyen yaşlı karbonat kayaçları yüzeylenmektedir. Bu bölgelerdeki kayaçlar içerisinde
- Kireçtaşı,
- Fosilli karbonat kayaçları,
- Fusulinid foraminiferler,
- Kalkerli algler,
- Brakiyopodlar,
- Krinoidler,
- Mercanlar tanımlanmıştır.
Bu alanlar yalnızca Permiyen döneminin denizel yaşamını değil, aynı zamanda Permiyen–Triyas kitlesel yok oluşunun jeolojik kayıtlardaki izlerini araştırmak açısından da önemlidir.
Özellikle Çürük Dağ ve Demirtaş çevresindeki istiflerde Permiyen’den Triyas’a geçişi gösteren kayaç seviyeleri incelenmiştir.
Bu kayaçlar, kitlesel yok oluş sırasında ve sonrasında denizel ekosistemlerde meydana gelen değişimlerin anlaşılmasına katkı sağlamaktadır.
Ankara ve Çevresi
Ankara çevresinde de Erken Permiyen yaşlı karbonat kayaçları bulunmaktadır.
Bu kayaçlar içerisinde çok sayıda fusulinid türü tanımlanmıştır.
Fusulinid fosilleri kullanılarak Ankara çevresindeki bazı karbonat birimlerinin Sakmariyen ve Yaktaşiyen yaşlı toplulukları belirlenmiştir.
Bu çalışmalar, Ankara çevresinin de Permiyen döneminde denizel karbonat çökeliminin gerçekleştiği alanlardan biri olduğunu göstermektedir.
Türkiye’deki Permiyen Kayaçlarının Önemi
Türkiye’deki Permiyen yaşlı kayaçlar, yalnızca fosil içerikleri açısından değil, aynı zamanda Tetis okyanuslarının evriminin anlaşılması bakımından da önemlidir.
Toroslar ve Antalya napları içerisinde bulunan Permiyen–Triyas geçiş istifleri, Paleotetis ve Neotetis okyanusal alanlarının gelişimiyle ilişkili önemli jeolojik kayıtlar sunmaktadır.
Bu kayaçlar sayesinde,
- Permiyen dönemindeki denizel ortamlar,
- Karbonat platformlarının gelişimi,
- Fosil topluluklarının değişimi,
- Deniz seviyesindeki dalgalanmalar,
- Permiyen–Triyas kitlesel yok oluşu,
- Yok oluş sonrasında denizel ekosistemlerin yeniden yapılanması araştırılabilmektedir.
Özellikle Antalya ve Aladağ naplarında bulunan Permiyen–Triyas geçiş istifleri, Türkiye’yi bu büyük kitlesel yok oluşun araştırılmasında uluslararası ölçekte önemli bir çalışma alanı haline getirmektedir.
Permiyen’in Jeolojik Önemi
Permiyen, Dünya’nın jeolojik ve biyolojik tarihinde çok sayıda önemli olayın gerçekleştiği bir dönemdir. Bu dönemde
- Pangea Süperkıtası büyük ölçüde tamamlandı.
- Panthalassa Okyanusu Dünya’nın en geniş okyanusal alanını oluşturdu.
- Paleotetis Okyanusu’nun kapanma süreci ilerledi.
- Kurak ve yarı kurak iklim koşulları geniş alanlarda yaygınlaştı.
- Açık tohumlu bitkiler karasal ekosistemlerde önemli ölçüde çeşitlendi.
- Sinapsidler ve terapsidler gelişerek memelilerin evrimsel geçmişinin temelini oluşturdu.
- Fusulinidler ve ammonoidler denizel ortamlarda çeşitlendi.
- Sibirya Tuzakları olarak bilinen büyük volkanik faaliyetler gerçekleşti.
- Dünya tarihinin bilinen en büyük kitlesel yok oluşu meydana geldi.
Permiyen, bu özellikleriyle Paleozoik Zaman’ın sonunu hazırlayan ve Mezozoyik Zaman’ın başlangıcına zemin oluşturan önemli bir jeolojik dönemdir.
Permiyen’den Triyas’a
Permiyen dönemi yaklaşık 251,902 milyon yıl önce sona ermiş ve Triyas dönemi başlamıştır.
Ancak bu geçiş, yalnızca jeolojik zaman çizelgesinde yeni bir dönemin başlamasından ibaret değildir.
Permiyen’in sonunda meydana gelen kitlesel yok oluş, Dünya’daki denizel ve karasal ekosistemleri derinden etkilemiştir.
Birçok canlı grubu tamamen ortadan kalkarken, hayatta kalan gruplar yeni çevresel koşullara uyum sağlamaya çalışmıştır.
Triyas döneminde ekosistemler yavaş yavaş yeniden yapılanmış, sürüngenler çeşitlenmiş ve daha sonraki dönemlerde dinozorların ortaya çıkmasına zemin hazırlayan evrimsel süreçler devam etmiştir.
Böylece Paleozoik Zaman sona ermiş ve Mezozoyik Zaman başlamıştır.
Kısa Özet
| Özellik | Permiyen |
|---|---|
| Jeolojik Zaman | Paleozoik |
| Başlangıcı | 298,9 milyon yıl önce |
| Sonu | 251,902 milyon yıl önce |
| Süresi | Yaklaşık 47 milyon yıl |
| Önceki dönem | Karbonifer |
| Sonraki dönem | Triyas |
| Alt dönemleri | Cisuralian, Guadalupian, Lopingian |
| Önemli süperkıta | Pangea |
| Önemli okyanus | Panthalassa |
| Diğer önemli denizel alanlar | Paleotetis ve Tetis |
| İklim | Başlangıçta buzullaşma etkili; ilerleyen dönemde genel olarak kuraklaşma ve ısınma |
| Bitki örtüsü | Açık tohumlular, kozalaklılar ve tohumlu eğreltiler |
| Deniz yaşamı | Fusulinidler, brakiyopodlar, ammonoidler, krinoidler |
| Karasal yaşam | Sinapsidler, terapsidler, sauropsidler ve böcekler |
| Önemli canlılar | Dimetrodon, Edaphosaurus ve terapsidler |
| Önemli volkanik olay | Sibirya Tuzakları volkanizması |
| Dönem sonu | Permiyen–Triyas Kitlesel Yok Oluşu |
| Türkiye’deki önemli kayıtlar | Hadim, Taşkent, Aladağlar, Antalya napları, Çürük Dağ, Öznurtepe, Demirtaş ve Ankara çevresi |
Permiyen’i Tek Cümlede Hatırlayalım
Permiyen; kıtaların Pangea Süperkıtası’nı oluşturacak şekilde birleştiği, kurak iklim koşullarının yaygınlaştığı, memelilerin evrimsel atalarının çeşitlendiği ve dönem sonunda Dünya tarihinin en büyük kitlesel yok oluşunun yaşandığı Paleozoik dönemdir.
Etiket: permiyen, permiyen dönemi, permian, paleozoik, jeolojik zamanlar, jeolojik devirler, pangea, panthalassa, fusulinid, dimetrodon, terapsidler, permiyen triyas kitlesel yok oluşu, sibirya tuzakları, toroslar, aladağlar
Bir Sonraki Devir: Triyas
Bir Önceki Devir: Karbonifer
Jeolojik Zaman Tablosu: Jeolojik Zaman Çizelgesi
