Doğada var olan kayaçların mineral içeriği, kimyasal bileşimi, yapı ve dokusu gibi kayaç özelliklerini tanımlayan ve sınıflayan, petrolojinin alt dalına petrografi denir.
Ayrıntılı bilgi için Jeoloji Mühendisliği bölümünde okutulan Petrografi ders notları sayfasına bakabilirsiniz.
l- Blok ve Çakıl Boyutunda
Konglomera, Breş
(Adlama tane boyu ve olgunluğunu içerir. Ayrıca petrolojik adı ve çimento cinsi belirtilmelidir. Örn: silis çimentolu, kuvarsit çakıllı konglomera gibi.)
2 – Kum Boyutunda Kumtaşı
(Adlama sadece tane boyunu içerir ayrıca petrolojik adı çimento cinsi ve özellikleri belirtilmelidir. Örn: killi kumtaşı vb. Arkoz, grovak, lös adları da kullanılır.)
3 – Silt Boyutunda
Kiltaşı, silttaşı, şeyl
( % 25-75 CaCO3 içeren kiltaşı için marn adı kullanılır.)
Volkanik konglomera, volkanik breş, volkanik kumtaşı vb.
A- KİREÇLİ
Foraminiferli Kireçtaşı, Mercanlı Kireçtaşı vb.
B- SİLİSLİ
Radyolarit, Diyatomit, vb.
C- KARBONLU
Turba, Linyit, Taş kömürü vb.
D-FOSFATLI
Kemik breşi, Fosfatlı oolit, Fosforit vb.
A- KARBONATLI
Kireçtaşı, Marn Dolomit, Sarkıt-Dikit, Traverten vb.
B- SİLİSLİ
Çakmaktaşı, Çört. Jasp vd.
C- DEMİRLİ
Demirli oolit, Glokonit vd.
D- FOSFATLI
Fosfatlı oolit vd.
E- TUZLAR
Jips, Anhidrit, Kayatuzu vd.
F- ARTIK (Ayrışma ürünü)
Kil, Okr. Laterit. Terra Rosa
MAGMATİK KAYAÇLARIN SINIFLANDIRILMASI
AÇIK RENKLİ KAYAÇLAR
ORTA RENKLİ KAYAÇLAR
KOYU RENKLİ KAYAÇLAR
Ortoklaz Çoğunlukta
Albit Azınlıkta
Ortoklaz ve Albit
Plajiyoklaz Çoğunlukta
Plajiyoklaz Çoğunlukta
Feldspat
İçermeyen
B H P (d)
B HP
B HP
HBP
P HO
OP HB
Kuvarslı
Kuvarssız
Kuvarslı
Kuvarssız
Kuvarslı
Kuvarssız
Kuvarslı
Kuvarssız
Faneritik (a) (Fenokristalli) ve tümü kris.
GRANİT
PEGMATİT
APLİT
SİYENİT
KUVARS MONZONİT GRANODİYORIT
MONZONİT
KUVARS DİYORİT
DİYORİT
GABRO
DİYABAZ
PERİDOTİT
HORNBLENDİT
PİROKSENİT
Porfiritik (b)
GRANİT PORFİR
SİYENİT PORFİR
KUVARS MONZONİTPORFİR GRANODİYORİT PORFİR
MONZONİT PORFİR
KUVARS DİYORİT
DİYORİT PORFİR
GABRO PORFİR
Afanitik (c) (Mikrokristalli)
RİYOLİT
TRAKİT FONOLİT
RİYODASİT
TRAKİANDEZİT LATİT
DASİT
ANDEZİT
BAZALT
Camsı
VİTROFİR (Fenokristalli)
OBSİDİYEN VE PEKSTAYN, PUMİS (Fenokristalsiz)
(a) Fanaritik: Çıplak gözle görülebilen her boy kristalli
(b) Porfiritik: Daha iri kristallerin bir camsı ve/ya da bir afanitik kristalli hamur içinde bulunması.
(c) Afanitik: Çıplak gözle görülemeyen kristalli
(d) B=Biyotit, H=Hornblend, P=Piroksen, O= Olivin Bu minerallerden bir ya da daha çoğu bulunabilir.
Koni Penetrasyon Deneyi (CPT) Nedir? Nasıl Yapılır?
Koni Penetrasyon Deneyi (CPT) çapı 35 mm, açısı 60° ve izdüşüm alanı 10 cm2 olan bir konik ucun zemine 20 tona kadar olan hidrolik bir güç ile 2 cm/sn hızla itilmesiyle yapılır.
Bu itilme boyunca koninin uç kısmında (prop’ta) oluşan uç direnci (qc), koninin ceket kısmında oluşan sürtünme direnci (qs) ve boşluk basıncı (u) her 2 cm’de bir ölçülerek grafiğe dökülür.
CPT Deneyinin Maliyeti Nedir?
CPT deneyinin yapılması için sondaja gerek olmadığından maliyeti çok yüksek değildir. CPT makinesinin taşınması için hiyap (taşıyıcı), hiyap için operatör, 1 mühendis ve 2 işçi yeterlidir. Zeminin ve arazinin türüne göre günde 2-5 deney yapılabilir. Eğer CPT deneyinden numune istenirse bu maliyeti biraz artıracaktır.
CPT Deneyinin Üstünlükleri ve Sınırlamaları (Avantaj ve Dezavantajları) Nelerdir?
Üstünlükleri
Deneyin yapılması için sondaj kuyusuna ihtiyaç yoktur.
Maliyeti düşüktür.
Zeminden sürekli olarak değer alınabilmektedir (0-40 metre)
Tek bir CPT deneyi ile yer altı su seviyesi, boşluk basıncı, zemin sıkılığı, SPT değeri, içsel sürtünme açısı gibi parametreler belirlenebilmektedir.
Temellerin taşıma güçleri, oturma miktarları, sıvılaşma potansiyeli, kazık taşıma güçleri belirlenebilmektedir.
Sınırlamaları
Sadece zeminlerde uygulanmaktadır. Eğer uç direnci 20 MPa basıncı geçerse deneye son verilmesi gerekir.
Kaya parçaları veya çok sıkı bir zeminle karşılaşıldığında uç düşey yönden sapmaktadır ve sapma açısı 6°’yi geçerse deneye son verilmesi gerekir.
Zemin boyunca numune alınamamaktadır.
Numune alımı ve temizliği zahmetlidir.
CPT Deneyi Hangi Zeminlerde Yapılır?
CPT deneyi yalnızca kil, silt, kumlu zeminlerde yapılabilir. Maksimum 200 KN’luk bir basınç ile itilen konik uç eğer sert bir zeminle karşılaşırsa uç direnci ani olarak yükselir ve bilgisayar programı uyarı verir. Bu durumda ucu birkaç cm geri çekmek tekrar ilerlemeye çalışmak basınç yine yükseliyorsa deneyi sonlandırmak gerekir.
Tüm Türkiye’nin 1/100.000 – 1/50.000 ve 1/25.000 ölçekli pafta indeksini bilgisayarınıza indirin ve herhangi bir pafta bulucu yazılıma/eklentiye gerek kalmadan çalıştığınız noktanın hangi paftada kaldığını Google Earth üzerinde bulun.
Böylelikle koordinat hangi paftada diye sormanıza gerek kalmayacak.
1/25.000 ölçekli pafta bölümlemesini indirmek için BURAYA TIKLAYIN
1/50.000 ölçekli pafta bölümlemesini indirmek için BURAYA TIKLAYIN
1/100.000 ölçekli pafta bölümlemesini indirmek için BURAYA TIKLAYIN
Tüm ölçeklerin bulunduğu paket pafta indeksi için BURAYA TIKLAYIN
European Datum 1950 (ED-50) projeksiyonlu ArcGIS Shape dosyası için BURAYA TIKLAYIN
1/25.000 ölçekli paftanın alanı 150 km2 (15.000 ha) çevresi 50 km’dir.
Türkiye Pafta Bölümlemesi A3 boyutunda PDF indirmek için BURAYA TIKLAYIN
Başlıca kuvarsit, feldspat veya kaya parçalarının çok köşeli kırıntılarından oluşma sert, koyu renkli bir kayadır. Kil ve silisten oluşan bir hamura sahiptir.
Bir kısmıyla metamorfizmaya uğramış kil hamuru içerisinde, esas itibariyle kuvars, feldspat veya kaya parçalarının sivri köşeli tanelerinden yapılma sert, koyu renkli bir kayadır.
Genellikle Moho denilen bu süreksizlik yer kabuğunun iç kesiminde katı kütle ile üst manto arasındaki sınırda yer alır. Başka bir anlatımla katı kabuk ile plastik ve sıcak olan manto arasındaki yoğunluk farkı, elektromanyetik dalgaların ani sapmasına neden olur. Bu sınır altında cisimlerin yoğunluğu 2,9’dan 3,3 g/cm³’e; sismik P dalgalarının hızı 7,2’den 8,1 km/sn’ye yükselir. Ortalama olarak Moho sınırı kıtaların 35-40 km, okyanus kabuklarının ise 8-10 km altında bulunur.
Bu dönem yeryüzünün ilk oluşmaya başladığı jeolojik zamandır. Uluslararası Stratigrafi Komisyonu bu zamanın 4,6 milyar yıl öncesinden başlayıp 4 milyar yıl öncesine kadar devam ettiğini kabul etmiştir. Hadean sözcüğü eski Yunan mitolojisinde ölüleri egemenliği altında bulundurduğuna inanılan yeraltı tanrısı Hades’ten gelmektedir. Bu adın verilmesinin nedeni o zamanki yeryüzünün, Kutsal Kitaplarda betimlenen “cehennem” kavramına çok benzemesidir. Bu dönemde volkanik etkinlik oldukça yüksektir ve yeryüzü neredeyse tamamen eriyik durumdadır. Ayrıca gök taşları ile çarpışmalar devam etmektedir. Ülkemizde bu yaşa karşılık gelen kayaç bulunmamakla birlikte Grönland, Kanada ve Avustralya’da Hadean zamanına ait kayaçlar bulunmuştur. Bu dönemde dünyanın atmosferinin nasıl olduğu bilinmese de büyük miktarda Azot içerdiği düşüncesi genel olarak kabul görmektedir. Bu zamana ait alt dönem ve devreler yeterli bilgi bulunmamasından dolayı ayırtlanmamıştır.
Bunun yanı sıra Dünyanın uydusu olan Ay da bu dönemde ortaya çıkmıştır. Yaklaşık Mars gezegeni büyüklüğünde olan Theia adında bir gezegen ile Dünyanın çarpışması sonucunda iki büyük kütle birbirine karışmış ve Dünya şimdiki boyutuna ulaşmıştır. Bu çarpışma sonucunda kopan büyük bir kütle ise uzay boşluğuna savrulmuş, Dünyanın çekim etkisiyle yörüngeye oturarak uydumuz olan Ay’ı meydana getirmiştir. Ay yüzeyinden alınan kayaçlar ile Hawai ve Arizona’dan alınan kayaçlar birbirleriyle karşılaştırıldığında oksijen izotopları arasında bir fark olmadığı görülmüş ve Ay’ın bu çarpışma sonucu oluştuğu görüşü kabul görmüştür. Ayrıca, Theia adlı bu gezegenin Dünya ile çarpışmasıyla Dünyanın ekseninde eğiklik oluştuğuna ve bu eğiklik sonucu değişik mevsimleri yaşayabildiğimize inanılmaktadır. Theia, Yunan mitolojisinde aydınlıktan ve görüntüden sorumlu olan dişi Titan’ın adı olup gezegene bu ad verilmiştir.
Aşağıdaki videoda Kambriyen öncesi çağlar animasyonla betimlenmeye çalışılmış. İzlemenizi öneririm.
Arkeyan devri; Eeoarkeyan, Paleoarkeyan, Mesoarkeyan ve Neoarkeyan olmak üzere 4 bölüme ayrılmıştır. Yaklaşık olarak 4 milyar yıl öncesinden 2,5 milyar yıl öncesine kadarki zamana Arkeyan Devri denilmektedir. Zaman makinesine binip 2,5-4 milyar yıl öncesine giderek dünyamızı ziyaret edecek olsaydınız muhtemelen gezegenimizi tanıyamayacaktınız. Özel tasarlanmış kaskınızı başınızdan çıkarttığınız anda nefes alamayacaktınız. Çünkü atmosferimizde metan, amonyak gibi zehirli gazlar bulunuyor olacaktı. 4 milyar yıl öncesinden 2,5 milyar yıl öncesine kadarki süreçte yerküre hızlıca soğumaya başladı. Hadean Devrindeki o cehennem havası yerini gezegenimizin şimdiki haline benzer bir şekle bırakmaya başladı. Kayalar ve kıta plakaları oluşmaya başladı.
Dünyada yaşam ilk defa bu dönemde ortaya çıkmıştır. Günümüzde bulunabilen en eski fosil 3,5 milyon yıl yaşında olup bu fosil Arkeyan Devrine ait bir bakteri mikro fosilidir. Arkeyan devrinde yaklaşık 1 milyar yıl boyunca okyanuslarda çekirdeksiz tek hücreli organizma olan bakteriler yaşam sürmüştür. Bu bakterilerin oluşturduğu kolonilere stromatolit denilmektedir. Stromatolit popülasyonu Arkeyan devri boyunca artmış, bir sonraki dönem olan Proterozoyik’te ise azalmıştır. Stromatolitler fotosentetik siyanobakteri olup nüfuslarının artmasıyla birlikte okyanuslarda oksijen miktarını artırmışlardır. Daha sonra okyanuslarda çözünen bu oksijen atmosfere karışarak diğer yaşam formlarının oluşması için uygun ortamın oluşmasını sağlamıştır. Bu zaman Arkea bakterilerinin devri olduğundan adını bu bakterilerden almaktadır.
Stromatolit Güney Afrika ve Batı Avustralya’da Arkeyan yaşlı kayaçlarda fosil olarak bulunmuştur. Günümüzde çok az sayıda bulunmaktadır. Bugün stromatolitleri yalnızca Batı Avustralya’nın Shark Körfezinde görebiliyoruz. Shark Körfezinin suyunun çok tuzlu olması nedeniyle stromatolitlerle beslenen canlıların buraya ulaşamaması sonucu tamamen yok olmamıştır.
Eo-Arkeyan (4031-3600 milyon yıl öncesi)
İklim: Eo-Arkeyan dönemi, Dünya’nın genç atmosferinin oluştuğu bir dönemdir. Atmosfer, günümüz atmosferinden çok farklıydı ve ana bileşenleri azot, karbon dioksit, su buharı ve az miktarda metan içeriyordu. Oksijen düzeyi bugünkünden çok daha düşüktü. Yüzey sıcaklıkları yüksekti ve büyük ölçüde volkanik aktiviteye bağlı olarak değişiyordu.
Coğrafya: Eo-Arkeyan’da Dünya’nın yüzeyi genellikle volkanik aktivite sonucu oluşan lav akıntıları ve volkanik adalarla kaplıydı. Yer kabuğu hareketleri sıkça yaşanıyor ve sürekli olarak yeni kara parçaları oluşuyordu. Kıtasal kütlenin oluşumu henüz başlamamıştı ve okyanuslar büyük bir kısmı kaplıyordu.
Eo-Arkeyan döneminde, Dünya’nın yüzeyi bugünkünden çok farklıydı. Okyanuslar geniş ve derin, kıtasal kara parçaları yok denecek kadar azdı. Yüzeydeki lav akıntıları ve volkanik adalar, gezegenin karakteristik görünümünü oluşturuyordu. Atmosfer, çoğunlukla karbondioksit ve su buharı içeriyordu ve bu da gezegenin yüzeyini sıcak tutuyordu.
Paleo-Arkeyan (3600-3200 milyon yıl öncesi)
İklim: Paleo-Arkeyan döneminde, atmosferdeki gaz bileşimi ve iklim koşulları Eo-Arkeyan’a göre biraz daha istikrarlı hale gelmişti. Ancak hala çok az oksijen vardı ve atmosferin büyük bir kısmı karbondioksit, azot ve su buharı gibi gazlardan oluşuyordu. Gezegenin yüzeyi ılıman bir iklim gösteriyordu.
Coğrafya: Paleo-Arkeyan’da kıtasal kütlenin oluşumu başlamıştı ve Dünya’nın yüzeyi giderek daha fazla kara parçasıyla kaplanıyordu. Okyanuslar hala genişlemeye devam ediyordu ancak kıtasal alanlar da büyüyordu. Volkanik aktivite devam ediyordu ve yer kabuğu hareketleri sıkça meydana geliyordu.
Paleo-Arkeyan döneminde, Dünya’nın yüzeyi giderek daha fazla kıtasal kara parçasıyla kaplanmaya başlamıştı. Ancak hala büyük bir kısmı sular altındaydı. Yüzeydeki lav akıntıları azalmış ve yerini granit ve bazalt gibi kayalara bırakmıştı. Atmosferin bileşimi, gezegenin yüzeyini sıcak tutmaya devam ediyordu.
Meso-Arkeyan (3200-2800 milyon yıl öncesi)
İklim: Meso-Arkeyan döneminde, Dünya’nın iklimi daha da istikrarlı hale gelmişti. Atmosferdeki oksijen seviyeleri artmaya başlamış ve karbondioksit seviyeleri düşmüştü. Ancak hala modern atmosferin düzeylerine ulaşmamıştı. Gezegenin yüzeyinde ılıman iklim koşulları hakimdi.
Coğrafya: Meso-Arkeyan’da kıtasal kütlenin oluşumu hızlanmıştı ve bugünkü kıtaların prototipleri ortaya çıkmıştı. Okyanuslar daralmış ve kıtasal alanlar genişlemişti. Volkanik aktivite azalmış ancak hala belirgin bir şekilde devam etmişti.
Meso-Arkeyan döneminde, Dünya’nın yüzeyi giderek daha fazla kıtasal kara parçasıyla kaplanmıştı. Okyanuslar, günümüzdeki kadar geniş değildi ancak hala büyük su kütlelerini kaplıyordu. Yüzeydeki volkanik aktivite azalmış ve yerini daha fazla erozyon ve tortul kaya oluşumu almıştı.
Neo-Arkeyan (2800-2500 milyon yıl öncesi)
İklim: Neo-Arkeyan döneminde, atmosferdeki oksijen seviyeleri önemli ölçüde artmıştı ve karbondioksit seviyeleri daha da düşmüştü. İklim, günümüzden daha istikrarlı hale gelmiş ve ılıman iklim koşulları hakim olmuştu.
Coğrafya: Neo-Arkeyan’da kıtasal kütlenin oluşumu hızla devam etmiş ve günümüz kıtalarının temelleri atılmıştı. Okyanuslar daralmış ve kıtasal alanlar genişlemişti. Volkanik aktivite azalmış ve yer kabuğu hareketleri yavaşlamıştı.
Neo-Arkeyan döneminde ise, Dünya’nın yüzeyi modern coğrafik özelliklere daha çok benzemeye başlamıştı. Kıtasal kara parçaları büyük ölçüde oluşmuş ve okyanuslar daha daralmıştı. Yüzeydeki volkanik aktivite azalmış ve erozyon ile birlikte dağ oluşumu ve kara şekillenmesi daha belirgin hale gelmişti.
Proterozoyik 2,5 milyar yıl öncesinden 539 milyon yıl öncesine kadar olan zamanın adı olup Yunanca “erken yaşam” anlamına gelmektedir. Kambriyen öncesi olarak belirtilen devrin en genç zamanıdır. Yaşlıdan gence doğru sırasıyla Paleoproterozoyik, Mesoproterozoyik ve Neoproterozoyik olarak 3 bölüme ayrılmıştır.
Proterozoyik İklimi
Bu devir boyunca birkaç kez buzul çağı yaşanmıştır. Yeryüzünün tamamı birkaç kilometre kalınlığında buz tabakalarıyla kaplanmıştır. Dünya en büyük buzul çağını bu devirde görmüştür ve Kartopu Dünya olarak tanımlanmaktadır. Bu dönemin sonuna doğru iklim ılımanlaşmaya başlamış ve buzullar erimiştir.
Proterozoyik Coğrafyası
Proterozoyik devrinde bugünkü kıtalar Dünya’nın Güney yarım küresinde bir araya gelmiştir ve Rodinia adı verilen büyük bir anakarayı oluşturmuşlardır. Denizlerde ve atmosferde serbest haldeki oksijen bu devirde oldukça artmıştır.
Proterozoyik Canlıları
İlk defa Arkeyan devrinde okyanuslarda ve atmosferde ortaya çıkan serbest haldeki oksijen bu devirde oldukça artmıştır. Arkeyan devrinde çoğalan çekirdeksiz tek hücreli canlılar bu durumdan olumsuz etkilenmiş ve büyük oranda yok olmuşlardır. Bu devir çekirdeksiz tek hücreli canlılar için bir felaket olsa da oksijenin artması ile bu dönemde bakteriler hızla çoğalmıştır. İlk çekirdekli tek hücreli canlılar 2,2 milyar yıl öncesinde ortaya çıkmıştır. Devrin sonlarına doğru buzulların da erimesiyle, ilk yumuşak dokulu ve çok hücreli canlılar (ağırlıklı olarak algler) görülmeye başlanmıştır. Edikara Faunası olarak da bilinen ve bugünkü denizanalarına ve süngerlere benzeyen bu ilk hayvansal yapıların yer aldığı fosil yatakları oldukça geniş bir alana yayılmıştır. Bu dönemde Dünyamız Güneşten gelen büyük bir ultraviyole bombardımanına maruz kalmıştır. Okyanuslar bu ultraviyole ışınlara karşı koruma sağladığından bu devirde yaşam yalnızca denizlerde bulunmaktadır. Rodinia kıtasında henüz ozon tabakası oluşmadığından ve Güneşten gelen ultraviyole ışınlarına karşı koruma sağlanamadığından yaşam için elverişli şartlar henüz ortaya çıkmamıştır.
Paleo-proterozoyik (2500-1600 milyon yıl öncesi)
İklim: Paleoproterozoyik dönemi, Dünya’nın ikliminde önemli değişikliklere sahne oldu. İklim, önceki Arkean dönemlerden farklı olarak daha istikrarlı hale geldi. Ancak, Paleoproterozoyik’in başlangıcında büyük bir buzul dönemi yaşandı. Bu buzul dönemi, “Huroniyen Buzul Dönemi” olarak adlandırılır ve gezegenin büyük bir kısmını kaplayan buzul tabakaları ile karakterizedir. Buzul erimeleri ve iklim değişiklikleri, deniz seviyelerinde önemli dalgalanmalara neden oldu.
Coğrafya: Paleoproterozoyik döneminde, kıtasal kütlenin oluşumu devam etti ve bugünkü kıtaların temelleri atıldı. Büyük kıtasal bloklar bir araya gelmeye başladı ve eski süper kıta Kenorland’ın oluşumuyla sonuçlandı. Kenorland, günümüz Amerika, Grönland, Baltık ve Sibirya kıtalarının birleşimiyle oluşmuş devasa bir kıta olarak kabul edilir. Okyanuslar, kıtasal hareketler ve volkanik aktivite nedeniyle yeniden düzenlenirken, atmosfer ve okyanus kimyası da önemli değişikliklere uğradı.
Canlılar: Paleoproterozoyik döneminde, yaşamın karmaşıklığı artmaya devam etti. Daha önceki dönemlerde olduğu gibi, tek hücreli organizmalar hüküm sürmeye devam etti, ancak artık çok hücreli organizmalar da ortaya çıkmaya başladı. Denizlerde, fotosentetik organizmaların sayısı arttı ve atmosferdeki oksijen seviyeleri yavaşça artmaya başladı. Bu dönemde, siyanobakteriler gibi organizmalar, oksijen üretiminde önemli bir rol oynadı ve büyük oksijen bolluğuna yol açtı.
Mesoproterozoyik (1600-1000 milyon yıl öncesi)
İklim: Mesoproterozoyik döneminde, Paleoproterozoyik’e kıyasla daha sıcak ve nemli bir iklim hüküm sürdü. Büyük buzul dönemleri yerini daha ılıman iklim koşullarına bıraktı. Ancak, dönemin ortalarında, “Steniyen Buzul Dönemi” olarak adlandırılan bir buzul dönemi yaşandı. Bu dönemde, bazı kıtalar yeniden buzullarla kaplandı ve deniz seviyeleri önemli ölçüde düştü.
Coğrafya: Mesoproterozoyik döneminde, kıtasal kütlenin yer değiştirmesi ve sürekli olarak birleşmesi ve ayrılması devam etti. Kenorland’ın parçalanmasıyla, yeni kıtaların oluşumu başladı ve Rodinya gibi yeni süper kıtalar ortaya çıktı. Deniz tabanı yayılması ve okyanus ortasında sırt oluşumu hızlandı ve okyanusların genişlemesine neden oldu.
Canlılar: Mesoproterozoyik dönemi, yaşamın çeşitliliğinde önemli bir artışa tanıklık etti. Bu dönemde, tek hücreli organizmalar çeşitlenmeye devam etti ve çok hücreli organizmaların evrimi hızlandı. Denizlerde, çeşitli fosil kalıntıları, suda yaşayan omurgalıların evrimine işaret etmektedir. Ayrıca, dönemin sonlarına doğru, çok hücreli organizmaların karalara yayılmaya başladığına dair kanıtlar ortaya çıktı.
Neoproterozoyik (1000-541 milyon yıl öncesi)
İklim: Neoproterozoyik dönemi, Dünya’nın ikliminde önemli değişikliklere tanıklık etti. Dönemin başlarında, “Karayipler Buzul Dönemi” olarak bilinen bir buzul dönemi yaşandı. Bu dönemde, Dünya’nın büyük bir kısmı buzullarla kaplandı ve deniz seviyeleri önemli ölçüde düştü. Ancak, dönemin ilerleyen zamanlarında iklim ısınmaya başladı ve “Varangiyen Buzul Dönemi” ile sonuçlandı.
Coğrafya: Neoproterozoyik döneminde, kıtasal kütlenin birleşmesi devam etti ve Rodinya gibi süper kıtalar oluştu. Rodinya, günümüz kıtalarının çoğunu içeren devasa bir kıtaydı. Ancak, dönemin sonlarına doğru, Rodinya parçalandı ve kıtalar yeniden düzenlendi. Bu dönemde, deniz tabanı yayılması ve sırt oluşumu hızlanmış ve yeni okyanus havzaları oluşmuştur.
Canlılar: Neoproterozoyik dönemi, yaşamın çeşitliliğinde önemli bir artışa sahne oldu. Denizlerde, çeşitli fosil kalıntıları, bu dönemde önemli bir deniz yaşamı patlamasının gerçekleştiğine işaret etmektedir. Bu dönemde, ilk çok hücreli hayvanlar ortaya çıkmış olabilir ve deniz tabanlarında karmaşık ekosistemler oluşmuş olabilir. Ayrıca, bu dönemde toprakların üzerinde ilk bitkilerin ve karasal yaşamın evrimi hakkında da kanıtlar bulunmaktadır.