Kategoriler
Nedir

Karbonifer

Karbonifer Dönemi (358,9–298,9 milyon yıl öncesi)

Karbonifer, Paleozoik Zaman’ın Devoniyen’den sonra gelen ve Permiyen’den önce yer alan jeolojik dönemidir. Uluslararası Stratigrafi Komisyonu’nun güncel zaman ölçeğine göre Karbonifer yaklaşık 358,9 milyon yıl önce başlamış ve 298,9 milyon yıl önce sona ermiştir.

Yaklaşık 60 milyon yıl süren Karbonifer, Dünya’nın jeolojik tarihinde özellikle geniş ormanların gelişmesi, büyük kömür yataklarının oluşması, atmosferik oksijen seviyelerinin yükselmesi, karasal omurgalıların çeşitlenmesi ve Pangea’nın oluşumunun hızlanması bakımından son derece önemli bir dönemdir.

Karbonifer Dönemi

Karbonifer adı, Latince carbo (kömür) ve ferre (taşımak) sözcüklerinden türetilmiştir. Bu adlandırma, özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da bu döneme ait kayaçlar içerisinde çok geniş kömür damarlarının bulunmasından kaynaklanmaktadır.

Karbonifer boyunca Dünya bugünkünden oldukça farklıydı. Günümüzde birbirinden uzak olan kıtaların önemli bir bölümü birbirlerine doğru hareket etmekteydi. Kuzey Amerika ile Avrupa’nın bulunduğu kara parçalarının birleşmesi ve daha sonra Gondwana’nın kuzey yönünde ilerleyerek bu kara kütleleriyle çarpışması sonucunda Pangea süperkıtasının oluşumu hızlandı.

Karbonifer aynı zamanda modern karasal ekosistemlerin temellerinin atıldığı dönemlerden biridir. Geniş ormanlar, bataklıklar ve akarsu sistemleri çok büyük miktarda bitkisel organik maddenin birikmesini sağlamış; uygun jeolojik koşullarda bu organik madde zaman içerisinde kömür damarlarına dönüşmüştür.


Karbonifer’in Alt Bölümleri

Karbonifer, geleneksel olarak iki büyük alt bölüme ayrılır:

  • Mississippiyen: 358,9–323,2 milyon yıl önce
  • Pensilvaniyen: 323,2–298,9 milyon yıl önce

Bu iki bölüm özellikle Kuzey Amerika stratigrafisinde yaygın olarak kullanılmaktadır. Uluslararası ölçekte ise Karbonifer Sistemi yedi kata ayrılmıştır.

Karbonifer’in erken bölümlerinde denizel ortamlar ve karbonat platformları yaygınken, özellikle Geç Karbonifer’de geniş karasal ormanların ve kömür bataklıklarının gelişmesi dikkat çekmektedir.


Karbonifer’in İklimi

Karbonifer iklimi bütün dönem boyunca aynı değildi.

Dönemin erken bölümlerinde Dünya’nın büyük bir bölümü sıcak ve nemli sera koşullarına sahipti. Özellikle ekvator çevresinde geniş tropikal ormanlar ve bataklıklar bulunuyordu.

Ancak Karbonifer’in ilerleyen bölümlerinde önemli bir iklim değişikliği gerçekleşti.

Gondwana’nın Güney Kutbu çevresinde bulunması nedeniyle kıtanın geniş alanlarında buzullaşma başladı. Geç Karbonifer’de Gondwana üzerinde büyük buz tabakaları gelişti ve buzulların büyüyüp küçülmesi deniz seviyelerinde önemli dalgalanmalara neden oldu.

Bu nedenle Karbonifer’in özellikle Pensilvaniyen bölümünde:

  • Buzullaşma,
  • Deniz seviyesindeki döngüsel değişimler,
  • Kuraklaşma,
  • Orman alanlarının genişleyip daralması

gibi süreçler birlikte yaşanmıştır.

Karbonifer’in sonlarına doğru Pangea’nın oluşması da iklim üzerinde önemli etkiler yaratmıştır. Büyük kıtasal kara kütlelerinin birleşmesiyle kıtanın iç kesimleri denizlerden uzaklaşmış ve daha kurak mevsimsel iklim koşulları gelişmeye başlamıştır.

Bu değişim, özellikle geniş bataklık ormanlarının gerilemesine ve daha kurak koşullara dayanıklı bitkilerin yaygınlaşmasına katkıda bulunmuştur.


Karbonifer Coğrafyası

Karbonifer döneminde kıtaların dağılımı günümüzden oldukça farklıydı.

Güneyde çok büyük bir kara kütlesi olan Gondwana bulunuyordu.

Gondwana; günümüzde:

  • Afrika,
  • Güney Amerika,
  • Antarktika,
  • Avustralya,
  • Hindistan
  • ve Arap Yarımadası

olarak bildiğimiz kara parçalarının önemli bölümlerini içeriyordu.

Kuzeyde ise Laurentia, Baltica ve Avalonia gibi kıtasal bloklar bulunuyordu.

Bu kıtasal blokların birbirlerine doğru hareket etmesi sonucunda okyanusal alanlar giderek kapanmaya başladı.

Karbonifer boyunca gerçekleşen kıtasal çarpışmalar, daha sonra Pangea olarak adlandırılacak süperkıtanın oluşumunu hızlandırdı.

Bu süreç aynı zamanda dünyanın farklı bölgelerinde büyük dağ kuşaklarının oluşmasına neden oldu.

Özellikle Avrupa ve Kuzey Amerika’da Variskan/Hersiniyen ve Allegheniyen orojenezleri, Pangea’nın oluşum sürecinin önemli parçalarıydı.

Türkiye’nin kuzeyindeki Paleozoik kayaçların jeolojik geçmişi de bu dönemde gerçekleşen Variskan tektonik süreçleriyle yakından ilişkilidir.


Karbonifer Denizleri

Karbonifer’in önemli bir bölümünde geniş sığ denizler bulunuyordu.

Özellikle kıta kenarlarında gelişen sığ denizler;

  • Kireçtaşlarının,
  • Dolomitlerin,
  • Denizel fosillerin,
  • Karbonat platformlarının

oluşması için uygun ortamlar sağladı.

Bu denizlerde brakiyopodlar, krinoidler, mercanlar, bryozoalar ve çeşitli yumuşakçalar oldukça yaygındı.

Karbonifer denizlerinde özellikle krinoidlerin oluşturduğu yoğun topluluklar dikkat çekmektedir.

Karbonifer döneminde denizlerde yaşam

Karbonatlı denizel kayaçların içerisinde bulunan fosiller, Karbonifer denizlerinin paleocoğrafyasının ve çevresel koşullarının anlaşılmasında önemli bilgiler sağlamaktadır.


Karbonifer Ormanları

Karbonifer denildiğinde akla gelen en önemli özelliklerden biri devasa ormanlardır.

Özellikle ekvatoral kuşakta geniş bataklık ormanları gelişmiştir.

Bu ormanlarda günümüzdeki ağaçlardan oldukça farklı bitki grupları yaşamaktaydı.

Bunların arasında:

  • Lepidodendron ve diğer likopsitler,
  • Sigillaria,
  • Dev eklembacaklılarla birlikte yaşayan ağaçsı atkuyrukları,
  • Eğrelti otları,
  • Tohumlu eğreltiler,
  • Erken kozalaklılara yakın bitki grupları

bulunuyordu.

Bazı likopsitler ve diğer ağaçsı bitkiler 20–30 metreyi aşan, uygun koşullarda daha da yüksek boylara ulaşabilen yapılara sahipti.

Bu ormanlar bugünkü ormanlara benzese de ekolojik yapıları oldukça farklıydı.

Özellikle geniş bataklık alanlarında bitkisel artıkların birikmesi, oksijence fakir koşullarda ayrışmanın yavaşlamasına ve büyük miktarda organik maddenin korunmasına neden oldu.

Bu organik madde daha sonra gömülme, sıkışma, sıcaklık ve basınç etkileri altında kömüre dönüşmüştür.

Karbonifer ormanları ve karada yaşam

Karbonifer ve Kömür Oluşumu

Karbonifer’in en önemli jeolojik özelliklerinden biri, Dünya’nın çok geniş alanlarında kömür yataklarının oluşmasıdır.

Bu nedenle Karbonifer kayaçları birçok ülkede ekonomik açıdan son derece önemlidir.

Kömür oluşumunun temel aşamaları şu şekilde özetlenebilir:

Orman → Bataklık → Bitkisel artık birikimi → Turba → Gömülme → Sıkışma ve ısınma → Kömür

Karbonifer’deki geniş bataklık ormanları, büyük miktarda organik karbonun sedimanter havzalarda depolanmasını sağlamıştır.

Milyonlarca yıl boyunca gömülen bu organik maddeler jeolojik süreçler sonucunda linyit, taşkömürü ve daha yüksek dereceli kömürlere dönüşebilmiştir.

Günümüzde Avrupa, Kuzey Amerika, Çin ve dünyanın birçok farklı bölgesindeki önemli kömür yataklarının önemli bir bölümü Karbonifer ve Permiyen yaşlı kayaçlarla ilişkilidir.

Türkiye açısından ise Karbonifer’in en önemli ekonomik jeolojik miraslarından biri Zonguldak Taşkömürü Havzası’dır.


Karbonifer’de Atmosfer ve Oksijen

Karbonifer döneminde atmosferin bileşimi günümüzden oldukça farklıydı.

Özellikle Geç Karbonifer’de atmosferik oksijen oranının günümüz seviyelerinin üzerine çıkmış olabileceğine ilişkin jeokimyasal ve paleontolojik kanıtlar bulunmaktadır.

Ancak geçmiş atmosferik oksijen oranının kesin değeri konusunda farklı modeller bulunmaktadır. Bu nedenle belirli bir oranı kesin bir değer olarak vermek yerine, Geç Karbonifer’de oksijen seviyelerinin günümüzden daha yüksek olabileceğini belirtmek daha doğrudur.

Yüksek oksijen seviyelerinin, bazı eklembacaklıların büyük vücut boyutlarına ulaşabilmesini kolaylaştırmış olabileceği düşünülmektedir.

Bu nedenle Karbonifer, aynı zamanda Dünya tarihinde bazı dev eklembacaklıların yaşadığı dönem olarak da tanınır.


Karbonifer’in Dev Böcekleri

Karbonifer ormanlarında yalnızca büyük bitkiler yaşamıyordu.

Bu dönemde bazı eklembacaklılar günümüzdeki akrabalarından çok daha büyük boyutlara ulaşabiliyordu.

Bunların en ünlü örneklerinden biri Meganeura cinsidir.

Meganeura, görünüş olarak günümüz yusufçuklarına benzeyen dev bir böcek grubudur.

Kanat açıklığının yaklaşık 70 santimetreye ulaşabildiği tahmin edilmektedir.

Karbonifer ormanlarında ayrıca;

  • Dev kırkayak benzeri eklembacaklılar,
  • Örümceğimsiler,
  • Akrepler,
  • Çeşitli böcek grupları

yaşamaktaydı.

Bu nedenle Karbonifer ormanlarını zihnimizde canlandırırken yalnızca dev ağaçlardan oluşan bir orman değil, çok farklı boyutlarda eklembacaklıların, amfibilerin ve erken kara omurgalılarının bulunduğu karmaşık ekosistemler düşünmek gerekir.


Karbonifer’de Amfibiler

Karbonifer döneminde amfibiler önemli ölçüde çeşitlendi.

Sulu ve bataklık ortamların yaygın olması, özellikle erken Karbonifer’de amfibiler için uygun yaşam alanları oluşturdu.

Bazı amfibiler oldukça büyük vücutlara ulaşmıştı.

Ancak amfibilerin karasal ortamlara tamamen bağımlı hale gelmesini sınırlayan önemli bir özellik vardı:

Üremeleri büyük ölçüde suya bağımlıydı.

Bu durum, daha sonra ortaya çıkan amniyotların evrimsel başarısını anlamak açısından önemlidir.

Karbonifer sürüngenleri

Karbonifer’de İlk Sürüngenler

Karbonifer’in en önemli evrimsel gelişmelerinden biri amniyotların ortaya çıkmasıdır.

Amniyotlar, yumurtalarının ve embriyolarının gelişimini suya daha az bağımlı hale getiren önemli bir evrimsel yenilik geliştirmişlerdir.

Bu grup içerisinde daha sonra:

  • Sürüngenler,
  • Kuşlar,
  • Memeliler

gibi çok önemli omurgalı grupları ortaya çıkacaktır.

Karbonifer’in sonlarına doğru erken sürüngenler ve sinapsidlerin ilk temsilcileri görülmeye başlamıştır.

Bu nedenle Karbonifer, omurgalıların karasal yaşama uyumunda önemli bir dönüm noktasıdır.


Karbonifer’de Karasal Yaşam

Karbonifer’de yaşamın önemli bir bölümü artık karasal ortamlarda devam edebiliyordu.

Geniş ormanlar;

  • Böcekler,
  • Örümceğimsiler,
  • Amfibiler,
  • Erken amniyotlar,
  • Diğer omurgasızlar

için çok çeşitli yaşam alanları oluşturuyordu.

Bu dönemde karasal besin ağları giderek daha karmaşık hale geldi.

Bitkiler birincil üretici olarak büyük miktarda biyokütle oluştururken, otçul ve etçil canlıların çeşitlenmesiyle karasal ekosistemlerde daha karmaşık besin ağları gelişti.

Böylece yaşam, yalnızca denizel ekosistemlerin hâkim olduğu Paleozoik’in erken dönemlerinden, giderek daha karmaşık karasal ekosistemlerin bulunduğu bir Dünya’ya doğru ilerledi.


Karbonifer’de İlk Tohumlu Bitkiler ve Karasal Ekosistemlerin Gelişimi

Karbonifer’de bitkiler açısından önemli gelişmelerden biri, tohumlu bitkilerin çeşitlenmesidir.

Tohum, bitkilerin yaşam döngüsünde önemli bir evrimsel avantaj sağlamıştır.

Sporlarla çoğalan bitkilerin aksine tohumlu bitkiler, embriyoyu koruyan ve besin sağlayan yapılar sayesinde daha farklı karasal ortamlara yayılabilmiştir.

Karbonifer’in özellikle daha kuraklaşan son bölümlerinde, bataklık ormanlarının dışında yaşayabilen tohumlu bitkilerin öneminin arttığı görülmektedir.

Bu değişim, Permiyen döneminde daha kurak kara ekosistemlerinin gelişmesinin de temelini oluşturmuştur.


Karbonifer ve Pangea’nın Oluşumu

Karbonifer boyunca kıtalar birbirlerine yaklaşmaya devam etti.

Laurentia, Baltica ve diğer kıtasal blokların birleşmesiyle Avrupa ve Kuzey Amerika’nın bulunduğu bölgelerde büyük dağ oluşumları meydana geldi.

Daha sonra Gondwana’nın kuzeye doğru hareket ederek bu kara kütleleriyle çarpışması, Pangea’nın oluşumunu hızlandırdı.

Bu çarpışmalar sonucunda:

  • Dağ kuşakları oluştu,
  • Okyanusların bazı bölümleri kapandı,
  • Büyük kıtasal alanlar birleşti,
  • Denizel alanların dağılımı değişti,
  • İklim kuşakları yeniden düzenlendi.

Karbonifer’in sonuna gelindiğinde Pangea, Dünya’nın büyük bölümünü kapsayan dev bir süperkıta haline gelmeye başlamıştı.


Karbonifer’de Variskan Orojenezi

Karbonifer’in jeolojik açıdan en önemli olaylarından biri Variskan veya Hersiniyen Orojenezi’dir.

Bu orojenez, Avrupa’nın ve Kuzey Amerika’nın farklı kıtasal bloklarının birbirleriyle çarpışması ve Pangea’nın oluşması sırasında meydana gelen geniş ölçekli tektonik süreçlerin bir sonucudur.

Bu süreç sırasında:

  • Kıtasal çarpışmalar,
  • Kıvrımlanma,
  • Bindirmeler,
  • Metamorfizma,
  • Granitik magmatizma

gibi olaylar meydana gelmiştir.

Türkiye’nin kuzeyindeki İstanbul-Zonguldak tektonik birimi ve Batı Pontidler’deki Paleozoik kayaçlar, bu Variskan tektonik evriminin anlaşılması açısından özellikle önemlidir. İstanbul-Zonguldak biriminin Karbonifer kayaçları, Avrupa’daki Paleozoik havzalarla ve Variskan kuşağıyla önemli benzerlikler göstermektedir.


Karbonifer’de Türkiye

Karbonifer döneminde günümüzde Türkiye olarak adlandırdığımız kara parçası henüz bugünkü Anadolu kıtasını oluşturmuyordu.

Bugünkü Türkiye’nin bulunduğu alan, farklı tektonik blokların ve kıtasal parçaların çok daha karmaşık bir paleocoğrafik düzen içerisinde bulunduğu bir bölgeydi.

Bu nedenle “Karbonifer’de Türkiye” ifadesini kullanırken günümüz ülke sınırlarının o dönemde var olmadığını unutmamak gerekir.

Bununla birlikte, Türkiye’de Karbonifer yaşlı kayaçların bulunduğu önemli alanlar vardır.

Özellikle Kuzeybatı Anadolu ve Batı Karadeniz, Türkiye’deki Karbonifer kayıtlarının en önemli bölgelerindendir.


Zonguldak ve Batı Karadeniz’de Karbonifer

Türkiye’deki Karbonifer’in en bilinen ve ekonomik açıdan en önemli yüzeylenmeleri Zonguldak Taşkömürü Havzası çevresindedir.

Zonguldak, Kozlu, Kilimli, Ereğli, Kandilli, Armutçuk, Amasra ve Bartın çevresindeki Paleozoik istiflerde Karbonifer yaşlı kayaçlar ve kömür damarları bulunmaktadır.

Zonguldak Havzası, Türkiye’nin önemli taşkömürü kaynaklarını barındırması nedeniyle jeoloji ve madencilik açısından özel bir öneme sahiptir. Geç Paleozoik istif içerisinde ekonomik öneme sahip bitümlü kömür damarları bulunmaktadır.

MTA’nın bölgeye ilişkin çalışmalarında Zonguldak-Amasra çevresindeki istiflerde Üst Devoniyen–Vizeen karbonatlarının üzerine Namuriyen ve Westfaliyen yaşlı, kömür içeren karasal birimlerin geldiği belirtilmektedir.

Bu durum, bölgenin Karbonifer boyunca farklı zamanlarda:

deniz → kıyı/karasal ortam → bataklık ve orman → kömür oluşumu

gibi önemli çevresel değişimler geçirdiğini göstermektedir.


Zonguldak’taki Karbonifer Ormanlarının İzleri

Bugün Zonguldak ve çevresinde gördüğümüz kömür damarları, milyonlarca yıl önce yaşamış ormanların doğrudan jeolojik mirasıdır.

Karbonifer döneminde bölgede yoğun bitki örtüsünün bulunduğu karasal ortamların gelişmesi, büyük miktarda organik maddenin birikmesine olanak sağlamıştır.

Bu organik materyal zaman içerisinde gömülmüş, sıkışmış ve jeolojik süreçlerle kömürleşmiştir.

Dolayısıyla Zonguldak’ta yerin altında bulunan taşkömürü damarları yalnızca ekonomik bir kaynak değil, aynı zamanda yaklaşık 300 milyon yıldan daha eski karasal ekosistemlerin jeolojik arşividir.


İstanbul ve Çevresinde Karbonifer

Karbonifer yaşlı kayaçların bulunduğu bir diğer önemli alan İstanbul ve çevresidir.

İstanbul Zonu, Türkiye’nin kuzeyindeki önemli tektonik birliklerden biridir ve Paleozoik yaşlı bir istif barındırır.

İstanbul Zonu’nda Prekambriyen temel kayaçlarının üzerine Ordovisiyen’den Karbonifer’e kadar devam eden sedimanter istifler gelmektedir.

Karbonifer yaşlı kayaçlar özellikle İstanbul Paleozoik istifinin önemli bir bölümünü oluşturur.

Bu kayaçlar, bölgenin Paleozoik boyunca uzun süreli bir sedimantasyon ve tektonik gelişim geçirdiğini göstermektedir. İstanbul-Zonguldak birimi aynı zamanda Avrupa’daki bazı Paleozoik platformlarla karşılaştırılabilecek özelliklere sahiptir.


Cide–Kurucaşile ve Bartın Çevresinde Karbonifer

Batı Karadeniz’de Cide–Kurucaşile–Bartın çevresi de Karbonifer yaşlı kayaçların görüldüğü önemli alanlardan biridir.

Cide–Kurucaşile bölgesinde Paleozoik istifin tabanında kömür içeren Karbonifer yaşlı karasal çökeller bulunmaktadır.

Bu birimlerin üzerine Permiyen ve daha genç yaşlı kayaçlar uyumsuz olarak gelmektedir.

Bu durum, bölgede Karbonifer’de gelişen karasal ortamların daha sonraki jeolojik dönemlerde farklı tektonik ve sedimanter süreçlerden geçtiğini göstermektedir.


Türkiye’deki Karbonifer’in Jeolojik Önemi

Türkiye’deki Karbonifer yaşlı kayaçlar birkaç açıdan önem taşımaktadır.

Bunların başında kömür jeolojisi gelir.

Özellikle Zonguldak Havzası, Karbonifer yaşlı taşkömürü damarları sayesinde Türkiye’nin en önemli Paleozoik enerji hammaddesi alanlarından biridir.

Bunun yanında bu kayaçlar;

  • Türkiye’nin Paleozoik paleocoğrafyasının,
  • İstanbul-Zonguldak tektonik biriminin evriminin,
  • Variskan tektoniğinin,
  • Eski denizel ve karasal ortamların,
  • Karbonifer ormanlarının,
  • Paleozoik iklim değişimlerinin

anlaşılmasına yardımcı olmaktadır.

Bu nedenle Zonguldak ve Batı Karadeniz’deki Karbonifer kayaçları yalnızca ekonomik açıdan değil, Türkiye’nin jeolojik tarihinin anlaşılması açısından da son derece değerlidir.


Karbonifer’in Sonuna Doğru

Karbonifer’in sonlarına doğru Dünya önemli bir dönüşüm geçirdi.

Gondwana üzerindeki buzullaşma devam ederken Pangea’nın oluşumu büyük ölçüde tamamlanıyordu.

Büyük kıtasal alanların birleşmesiyle ekvatoral nemli ormanların yaşam alanları daralmaya başladı.

İklimin giderek daha mevsimsel ve kurak hale gelmesi, özellikle bataklık ormanlarında yaşayan bazı bitki gruplarının gerilemesine neden oldu.

Buna karşılık daha kurak koşullara dayanıklı tohumlu bitkiler önem kazandı.

Karasal ekosistemlerin yapısı değişirken amniyotların çeşitlenmesi de devam etti.

Böylece Karbonifer’in ormanlarla kaplı dünyası, Permiyen’de daha kurak ve mevsimsel iklimlerin hâkim olduğu Pangea dünyasına dönüşmeye başladı.


Karbonifer’den Permiyen’e

Karbonifer yaklaşık 298,9 milyon yıl önce sona erdi ve Permiyen Dönemi başladı.

Karbonifer’in nemli ormanları, geniş kömür bataklıkları ve yüksek deniz seviyeleriyle karakterize edilen dünyası Permiyen’de önemli ölçüde değişecektir.

Pangea’nın oluşmasıyla kıtasal alanların iç kesimlerinde daha kurak iklimler yaygınlaşacak, sürüngenler ve diğer amniyotlar daha fazla çeşitlenecek ve karasal ekosistemler giderek modern ekosistemlere daha fazla benzeyecektir.

Ancak Karbonifer’in en önemli mirası olan geniş kömür yatakları, milyonlarca yıl boyunca biriken organik karbonun jeolojik kaydı olarak günümüze ulaşacaktır.


Kısa Özet

ÖzellikKarbonifer
Jeolojik ZamanPaleozoik
Başlangıcı358,9 milyon yıl önce
Sonu298,9 milyon yıl önce
SüresiYaklaşık 60 milyon yıl
Önceki dönemDevoniyen
Sonraki dönemPermiyen
Alt bölümleriMississippiyen ve Pensilvaniyen
Önemli süperkıtaPangea’nın oluşumu
Önemli kara kütlesiGondwana
İklimErken dönemde sıcak ve nemli; Geç Karbonifer’de buzullaşma ve daha mevsimsel koşullar
Önemli jeolojik olayPangea’nın oluşumu ve Variskan/Hersiniyen orojenezi
Bitki örtüsüGeniş bataklık ormanları, likopsitler, atkuyrukları, eğreltiler ve tohumlu bitkiler
Önemli canlılarAmfibiler, erken amniyotlar, böcekler ve diğer eklembacaklılar
Önemli evrimsel gelişmeAmniyotların ortaya çıkışı ve çeşitlenmesi
AtmosferGeç Karbonifer’de yüksek oksijen seviyeleri
Ekonomik önemiGeniş kömür yataklarının oluşumu
Türkiye’deki önemli alanZonguldak–Amasra–Bartın ve Batı Karadeniz
Diğer önemli alanİstanbul Zonu ve İstanbul Paleozoik istifi
Türkiye’deki ekonomik kaynakZonguldak Taşkömürü Havzası

Karbonifer’i Tek Cümlede Hatırlayalım

Karbonifer; dev ormanların genişlediği, büyük kömür yataklarının oluştuğu, amfibilerin ve ilk amniyotların çeşitlendiği, bazı dev eklembacaklıların yaşadığı, Gondwana’nın buzullaştığı ve Pangea’nın oluşumunun hızlandığı Paleozoik dönemdir.


Etiket: karbonifer, karbonifer dönemi, carboniferous, paleozoik, jeolojik zamanlar, jeolojik devirler, karbonifer ormanları, kömür, taşkömürü, zonguldak taşkömürü, zonguldak havzası, karasal yaşam, meganeura, amniyotlar, pangea, gondwana, variskan orojenezi, hersiniyen orojenezi


Bir Sonraki Devir: Permiyen

Bir Önceki Devir: Devoniyen

Jeolojik Zaman Tablosu: Jeolojik Zaman Çizelgesi

Kategoriler
Nedir

Devoniyen

Devoniyen Dönemi (419,62–358,86 milyon yıl öncesi)

Devoniyen, Paleozoik Zaman’ın Silüriyen’den sonra ve Karbonifer’den önce gelen jeolojik dönemidir.

Günümüzde kullanılan Uluslararası Stratigrafi Komisyonu’nun (ICS) jeolojik zaman ölçeğine göre Devoniyen yaklaşık 419,62 milyon yıl önce başlamış ve 358,86 milyon yıl önce sona ermiştir. Böylece Devoniyen yaklaşık 61 milyon yıl sürmüştür.

Devoniyen, Dünya’nın jeolojik ve biyolojik tarihinde son derece önemli bir dönemdir.

Bu dönem çoğu zaman “Balıklar Çağı” olarak tanımlanır. Bunun nedeni, balıkların ve diğer çeneli omurgalıların Devoniyen boyunca olağanüstü bir çeşitlenme göstermesidir.

Ancak Devoniyen’i yalnızca balıkların çağı olarak tanımlamak eksik olur.

Çünkü bu dönemde Dünya’nın karaları da büyük bir dönüşüm geçirmiştir.

İlk gerçek ormanlar ortaya çıkmış, ağaç benzeri bitkiler gelişmiş, kök sistemleri ve toprak oluşumu ilerlemiş, karasal ekosistemler karmaşıklaşmış ve omurgalıların sudan karaya geçişinde çok önemli aşamalar gerçekleşmiştir.

Başka bir ifadeyle Devoniyen, denizlerde balıkların çeşitlendiği, karalarda ise ormanların ve karmaşık karasal ekosistemlerin ortaya çıkmaya başladığı dönemdir.

Görsel 1 – Devoniyen dünyasının genel görünümü


Devoniyen’in İklimi

Devoniyen boyunca Dünya’nın iklimi günümüzden farklıydı.

Dönemin başlangıcında genel olarak sıcak koşullar hâkimdi. Deniz seviyeleri yüksekti ve geniş sığ denizler özellikle tropikal kuşaklarda yaygındı.

Devoniyen’in ilerleyen dönemlerinde ise iklim sisteminde önemli değişimler meydana geldi.

Özellikle Geç Devoniyen’de küresel sıcaklıkların düşmeye başladığına ve Gondwana’nın güney kesimlerinde buzullaşmanın geliştiğine ilişkin kanıtlar bulunmaktadır.

Bu değişim, deniz seviyelerinde önemli dalgalanmalara yol açtı.

Devoniyen’in iklimini değiştiren önemli faktörlerden biri de karasal bitkilerin yaygınlaşmasıydı.

Bitkilerin kök sistemleri geliştikçe kayaçların kimyasal ayrışması hızlandı.

Bu süreç atmosferdeki karbondioksitin uzun vadede azalmasına katkıda bulunmuş olabilir.

Karbondioksit miktarındaki düşüş, Dünya’nın soğumasını destekleyen mekanizmalardan biri olarak değerlendirilir.

Dolayısıyla Devoniyen’de karasal yaşamın gelişmesi yalnızca biyolojik bir olay değildi; aynı zamanda Dünya’nın iklim ve karbon döngüsünü değiştiren jeolojik bir süreçti.


Devoniyen Coğrafyası

Devoniyen döneminde Dünya’nın kıtaları günümüzdeki konumlarında değildi.

Güney yarımkürede çok büyük bir kıtasal kütle olan Gondwana bulunuyordu.

Gondwana’nın içerisinde günümüzde;

  • Afrika,
  • Güney Amerika,
  • Antarktika,
  • Avustralya,
  • Hindistan
  • ve Arap Yarımadası

gibi kara parçalarını oluşturan kıtasal blokların önemli bölümleri yer alıyordu.

Kuzey yarımkürede ise Laurussia olarak adlandırılan büyük kıtasal kütle bulunuyordu.

Laurussia; Laurentia, Baltica ve Avalonia gibi daha önce farklı paleocoğrafik ortamlarda bulunan kıtasal blokların birleşmesiyle oluşmuştu.

Bunun yanında Sibirya gibi başka kıtasal bloklar da bulunuyordu.

Bu kıtalar arasında çok sayıda okyanusal alan ve deniz bulunmaktaydı.

Devoniyen boyunca kıtasal hareketler devam etmiş, okyanus havzaları daralmış ve bazı kıtasal bloklar birbirine yaklaşmıştır.

Bu süreçler ilerleyen jeolojik dönemlerde Pangea’nın oluşumuna kadar uzanacak büyük kıtasal birleşmelerin temelini oluşturmuştur.


Devoniyen Denizleri

Devoniyen’in büyük bölümünde deniz seviyeleri yüksekti.

Özellikle tropikal bölgelerde kıtaların kenarlarında geniş ve sığ denizler bulunuyordu.

Bu sığ denizler son derece zengin ekosistemlere sahipti.

Denizlerde;

  • Çeneli balıklar,
  • Zırhlı balıklar,
  • Köpekbalıklarının erken temsilcileri,
  • Trilobitler,
  • Brakiyopodlar,
  • Mercanlar,
  • Stromatoporoidler,
  • Ekinodermler,
  • Nautiloid kafadanbacaklılar

yaşamaktaydı.

Devoniyen denizlerinde özellikle resif ekosistemleri büyük gelişme göstermiştir.

Bu nedenle Devoniyen, yalnızca balıkların değil, aynı zamanda Paleozoik denizel resiflerinin de önemli dönemlerinden biridir.


Devoniyen Resifleri

Devoniyen denizlerinde geniş resif sistemleri gelişmiştir.

Bu resiflerin önemli yapıtaşlarından biri stromatoporoidler olarak adlandırılan koloni oluşturan organizmalardı.

Bunlara mercanlar da eşlik ediyordu.

Devoniyen resifleri;

  • Balıklar,
  • Trilobitler,
  • Brakiyopodlar,
  • Süngerler,
  • Yumuşakçalar,
  • Ekinodermler

gibi çok sayıda canlı için yaşam alanı oluşturuyordu.

Bu nedenle resifler yalnızca kaya oluşturan yapılar değil, aynı zamanda son derece karmaşık ekosistemlerdi.

Ancak Geç Devoniyen’deki çevresel değişimler ve kitlesel yok oluşlar sonucunda bu büyük resif sistemleri ciddi biçimde zarar gördü.


Devoniyen: Balıklar Çağı

Devoniyen’in en önemli özelliklerinden biri balıkların olağanüstü çeşitlenmesidir.

Bu nedenle Devoniyen sıklıkla “Balıklar Çağı” olarak adlandırılır.

Bu dönemde;

  • Çenesiz balıklar,
  • Zırhlı balıklar,
  • Kıkırdaklı balıklar,
  • Et yüzgeçli balıklar,
  • Işın yüzgeçli balıklar

gibi farklı omurgalı grupları çeşitlenmiştir.

Özellikle çenelerin gelişmesi, balıkların beslenme biçimlerinde ve ekolojik rollerinde büyük değişikliklere neden olmuştur.

Çeneli balıklar aktif avcılar haline gelmiş ve deniz ekosistemlerindeki besin ağları daha karmaşık bir yapı kazanmıştır.


Placodermler

Devoniyen denizlerinin en dikkat çekici balıkları arasında placodermler bulunuyordu.

Placodermler, vücutlarının özellikle baş ve göğüs bölümlerinde kalın zırh plakalarına sahip çeneli balıklardı.

Bunların bazıları oldukça büyük boyutlara ulaşmıştı.

Bunlar arasında en ünlülerinden biri Dunkleosteus‘tur.

Dunkleosteus’un büyük bir yırtıcı olduğu ve Devoniyen denizlerindeki besin zincirinin üst basamaklarında yer aldığı düşünülmektedir.

Placodermler Devoniyen boyunca büyük bir başarı göstermiş olsa da Devoniyen’in sonunda meydana gelen büyük biyolojik krizler sırasında tamamen ortadan kalkmıştır.


Köpekbalıklarının Erken Ataları

Kıkırdaklı balıkların erken temsilcileri Devoniyen’de görülmektedir.

Günümüzdeki köpekbalıkları ve vatozların ait olduğu Chondrichthyes grubunun erken üyeleri Devoniyen denizlerinde yaşamaktaydı.

Bunlar modern köpekbalıklarına birebir benzeyen canlılar değildi.

Ancak çeneli, kıkırdak iskeletli balıkların evrimsel tarihinin önemli bir bölümünü temsil ediyorlardı.

Devoniyen’in sonunda birçok balık grubu ciddi kayıplar yaşarken köpekbalığı benzeri kıkırdaklı balıkların bazı soyları hayatta kalmayı başardı.


Devoniyen’de Karasal Yaşam

Devoniyen’in belki de en önemli gelişmesi, yaşamın karalarda büyük ölçüde çeşitlenmeye başlamasıdır.

Silüriyen’de başlayan karasal bitki örtüsünün gelişimi Devoniyen’de büyük bir ivme kazandı.

Bitkiler;

  • Daha büyük boyutlara ulaştı.
  • Kök sistemleri geliştirdi.
  • Damar dokularını daha etkin kullanmaya başladı.
  • Daha karmaşık gövde yapıları oluşturdu.
  • Spor üretimi ve yayılım mekanizmalarını geliştirdi.

Bunun sonucunda karalarda ilk büyük bitki toplulukları ortaya çıktı.

Devoniyen’in ortalarına ve sonlarına doğru bazı bölgelerde ilk gerçek ormanlar gelişmeye başladı.


İlk Ağaçlar ve Ormanlar

Devoniyen’in en önemli bitkilerinden biri Archaeopteris‘tir.

Archaeopteris, görünüş ve büyüme biçimi bakımından günümüz ağaçlarını andıran, büyük gövdeli ve geniş kök sistemlerine sahip bir bitkiydi.

Yaklaşık 380 milyon yıl önce yaşamış ormanların önemli bileşenlerinden biri olduğu bilinmektedir.

Devoniyen’de ortaya çıkan bu ağaç benzeri bitkiler, karasal ekosistemleri kökten değiştirdi.

Ağaçların gelişmesiyle;

  • Gölgelik alanlar oluştu.
  • Toprak gelişimi hızlandı.
  • Organik madde birikimi arttı.
  • Kayaçların ayrışması hızlandı.
  • Akarsu sistemleri değişti.
  • Karasal besin ağları karmaşıklaştı.

Dolayısıyla Devoniyen’deki ormanların ortaya çıkması yalnızca bitkilerin büyümesi anlamına gelmiyordu.

Dünya’nın yüzey sistemleri değişiyordu.

Devoniyen’deki ormanların Dünya’nın karbon döngüsü ve iklim sistemi üzerinde de önemli etkileri olduğu düşünülmektedir.

Görsel 2 – Devoniyen ormanı ve ilk ağaçlar


Devoniyen’de Toprakların Gelişimi

Bitkilerin kök sistemleri geliştikçe karasal kayaçların ayrışması hızlandı.

Kökler, kayaçların fiziksel olarak parçalanmasına ve kimyasal olarak ayrışmasına katkıda bulunuyordu.

Aynı zamanda ölü bitki materyalinin birikmesi, organik madde açısından daha zengin toprakların oluşmasını sağladı.

Böylece Devoniyen boyunca;

bitki → kök → ayrışma → toprak → daha fazla bitki

şeklinde ilerleyen bir geri besleme mekanizması gelişmeye başladı.

Bu süreç, günümüzdeki karmaşık karasal ekosistemlerin oluşmasının temel aşamalarından biridir.


Devoniyen’de Eklem Bacaklılar

Karasal hayvanlar bitkilerden daha önce karalara çıkmış olsa da Devoniyen’de bu canlıların çeşitliliği de önemli ölçüde arttı.

Özellikle;

  • Akrepler,
  • Çok ayaklılar,
  • Örümceğimsiler,
  • Böceklerin erken akrabaları

gibi eklem bacaklılar karasal ortamlarda yaşamaya başlamıştı.

Bitki örtüsünün gelişmesi, karalarda hayvanların yaşayabileceği yeni habitatların oluşmasını sağladı.

Böylece ilk karmaşık karasal besin ağlarının temelleri atıldı.


Devoniyen’de Omurgalıların Karaya Çıkışı

Devoniyen’i Dünya’nın yaşam tarihinde bu kadar önemli yapan gelişmelerden biri de omurgalıların sudan karaya geçiş sürecidir.

Ancak burada önemli bir ayrıntı vardır:

Omurgalılar Devoniyen’de bir anda sudan çıkıp karada yaşamaya başlamadı.

Bu, milyonlarca yıl boyunca gerçekleşen kademeli bir evrimsel süreçti.

Bazı balık gruplarında;

  • Daha güçlü yüzgeç kemikleri,
  • Akciğer benzeri solunum yapıları,
  • Boyun bölgesinin gelişmesi,
  • Başın gövdeden daha bağımsız hareket edebilmesi,
  • Daha güçlü gövde ve omurga yapısı

gibi özellikler gelişmeye başladı.

Bu özellikler, sığ su ve bataklık gibi ortamlarda hareket etmek açısından avantaj sağlıyordu.


Tiktaalik

Bu geçişin en ünlü örneklerinden biri Tiktaalik‘tir.

Yaklaşık 375 milyon yıl önce yaşamış olan Tiktaalik, balıklarla dört ayaklı omurgalılar arasında önemli anatomik özellikler gösteren bir canlıdır.

Tiktaalik’te;

  • Balık benzeri yüzgeçler,
  • Güçlü yüzgeç kemikleri,
  • Boyun benzeri hareketli bir bölge,
  • Yassılaşmış baş,
  • İlkel akciğer benzeri solunum sistemi

gibi özellikler bulunuyordu.

Bu özellikler, su ile kara arasında yaşayan omurgalıların evrimsel dönüşümünü anlamamız açısından büyük önem taşımaktadır.

Ancak Tiktaalik doğrudan “ilk dört ayaklı” değildir.

Dört ayaklı omurgalıların evrimi Devoniyen’in daha ileri aşamalarında devam etmiştir.


İlk Dört Ayaklılar

Devoniyen’in sonlarına doğru tetrapodlar, yani dört ayaklı omurgalıların erken üyeleri ortaya çıkmaya başladı.

Bunlar günümüzdeki kurbağa, kertenkele, kuş veya memelilere benzemiyordu.

Suda yaşayan veya suya çok bağımlı erken tetrapodların bazıları, yüzgeç ile bacak arasında geçiş özellikleri gösteriyordu.

Acanthostega ve Ichthyostega, bu evrimsel sürecin önemli örneklerindendir.

Bu canlıların bazı özellikleri karada hareket etmeye uygun olsa da yaşamlarının önemli bölümünü suda geçirmiş olmaları muhtemeldir.

Dolayısıyla Devoniyen’in sonlarına doğru gerçekleşen olay;

balıkların bir anda karaya çıkması değil, balık benzeri omurgalılardan erken tetrapodlara doğru gerçekleşen uzun bir evrimsel geçiştir.

Görsel 3 – Sudan karaya geçiş: balık → geçiş formu → erken tetrapod


Devoniyen’de Bitki ve Hayvanların Birbirini Etkilemesi

Devoniyen’de bitkilerin karalarda yaygınlaşması, hayvanların evrimini de etkiledi.

Daha büyük bitkiler yeni yaşam alanları oluşturdu.

Yeni habitatlar;

  • Beslenme,
  • Barınma,
  • Üreme,
  • Avlanma

için yeni fırsatlar yarattı.

Böylece karasal ekosistemlerde canlılar arasındaki ilişkiler giderek karmaşıklaştı.

Denizlerde balıkların çeşitlenmesiyle karmaşıklaşan besin ağlarına, karalarda da yeni besin ağları eklenmeye başladı.

Dünya’nın yaşam sistemi artık yalnızca denizlerden ibaret değildi.


Devoniyen’de Türkiye

Devoniyen dönemi Türkiye’nin jeolojik geçmişi açısından oldukça önemlidir.

Çünkü Türkiye’de Devoniyen yaşlı kayaçlar geniş alanlarda ve kalın istifler halinde korunmuştur.

Türkiye’deki Devoniyen kayaçları;

  • Pontidler,
  • Toridler
  • ve Arap Levhası’nın kuzey kesimleri

ile ilişkili farklı tektonostratigrafik birliklerde görülmektedir.

Türkiye’deki Devoniyen istifleri bazı bölgelerde 1000 metreden daha kalın ve Devoniyen’in büyük bölümünü temsil eden sedimanter kayaç dizileri içerir.

Bu kayaçların önemli bir bölümü metamorfizmaya uğramamış veya düşük derecede metamorfizma geçirmiş olduğundan Devoniyen’in paleocoğrafyasını ve o dönemdeki denizel ortamları anlamak için oldukça değerlidir.


İstanbul ve Batı Pontidler’de Devoniyen

Türkiye’de Devoniyen yaşlı kayaçların en önemli yüzeylenme alanlarından biri İstanbul Zonu ve Batı Pontidler’dir.

İstanbul çevresinde ve daha doğuda Çamdağ–Zonguldak yöresinde Devoniyen yaşlı istifler bulunmaktadır.

Bu bölgelerde Devoniyen kayaçları farklı denizel çökelme ortamlarını temsil etmektedir.

İstanbul yöresindeki Devoniyen istiflerinde sığ deniz koşullarından daha derin deniz ortamlarına doğru gelişen sedimanter diziler tanımlanmıştır.

Çamdağ–Zonguldak bölgesinde ise farklı çökelme koşullarını yansıtan Devoniyen istifleri bulunmaktadır.

Bu durum, Devoniyen boyunca Türkiye’nin kuzey kesimlerinin tek bir sabit deniz ortamından oluşmadığını; farklı paleocoğrafik ve sedimanter ortamların bulunduğunu göstermektedir.


Toroslar’da Devoniyen

Devoniyen kayaçları Türkiye’nin güneyindeki Torid kuşağında da yaygın olarak bulunmaktadır.

Orta ve Doğu Toroslar’da Devoniyen yaşlı kayaçlar özellikle karbonat ve kırıntılı kayaçlardan oluşan denizel istifler halinde görülmektedir.

Bu kayaçlar Devoniyen sırasında Toroslar’ın bugünkü konumunda bulunmadığını, daha sonra Anadolu’yu oluşturan tektonik birliklerden birinin Gondwana’nın kuzey kenarında yer alan bir paleocoğrafik ortamla ilişkili olduğunu göstermektedir.

Orta ve Doğu Toroslar’daki Devoniyen istifleri yaklaşık 900–1200 metre kalınlığa ulaşabilen diziler halinde incelenmiştir.

Bu istiflerde kıyısal ortamlardan sığ deniz ve kıta sahanlığı ortamlarına kadar farklı çökelme koşulları belirlenmiştir.

Doğu Toroslar’da Orta Devoniyen ile Geç Devoniyen arasındaki Givetiyen–Frasniyen geçişi de ayrıntılı olarak belgelenmiştir. Bu çalışmalar, bölgedeki Devoniyen kayaçlarının biyostratigrafik açıdan ne kadar önemli olduğunu göstermektedir.


Devoniyen Fosilleri ve Türkiye

Türkiye’deki Devoniyen kayaçları yalnızca kaya türleri bakımından değil, fosil içeriği bakımından da önemlidir.

Toroslar’daki Devoniyen karbonatlarında;

  • Foraminiferler,
  • Ostrakodlar,
  • Konodontlar,
  • Brakiyopodlar,
  • Mercanlar
  • ve diğer denizel organizmalar

bulunmaktadır.

Örneğin Toroslar’da Orta Devoniyen’den Geç Devoniyen’e kadar uzanan karbonat kayaçlarında zengin foraminifer toplulukları tanımlanmıştır.

Bu fosiller, kayaçların yaşlandırılmasında ve Devoniyen denizlerinin çevresel koşullarının anlaşılmasında kullanılır.


Türkiye Devoniyen’inde Farklı Paleocoğrafyalar

Türkiye’deki Devoniyen kayaçlarının tamamını aynı paleocoğrafik ortamın ürünü olarak değerlendirmek doğru değildir.

Bu konu özellikle önemlidir.

Çünkü Devoniyen sırasında;

Toridler ve Arap Levhası ile ilişkili bölgeler Gondwana’nın kuzey kenarıyla bağlantılıyken, Pontidler’in Devoniyen istifleri farklı bir paleocoğrafik konumu temsil etmektedir.

Devoniyen’in Pontidler’deki kayıtları için Peri-Gondwana/Avalonya bağlantılı bir paleocoğrafik konum önerilmektedir.

Dolayısıyla bugün birkaç yüz kilometre içerisinde bulunan iki farklı Devoniyen kayaç birimi, yaklaşık 400 milyon yıl önce birbirinden çok farklı coğrafyalarda bulunmuş olabilir.

Bu durum Türkiye’nin jeolojik geçmişinin neden bu kadar karmaşık olduğunu anlamak açısından güzel bir örnektir.


Devoniyen’in Sonundaki Büyük Kriz

Devoniyen’in sonu, Dünya’nın biyolojik tarihinde büyük bir kriz dönemidir.

Ancak Devoniyen sonu yok oluşunu tek bir anda gerçekleşen tek bir olay olarak değerlendirmek doğru değildir.

Geç Devoniyen boyunca birkaç önemli biyolojik kriz yaşanmış, bunların en önemlileri arasında Kellwasser Krizi ve Hangenberg Krizi yer almıştır.


Kellwasser Krizi

Yaklaşık 372 milyon yıl önce, Frasniyen ile Famenniyen arasındaki sınırda önemli bir kitlesel yok oluş yaşandı.

Bu olay Kellwasser Krizi olarak bilinmektedir.

Özellikle;

  • Resif ekosistemleri,
  • Brakiyopodlar,
  • Trilobitler,
  • Bazı balık grupları,
  • Denizel omurgasızlar

ciddi kayıplar yaşadı.

Kellwasser Krizi’nin nedenleri konusunda tek bir görüş bulunmamaktadır.

Denizlerde oksijensizleşme, iklim değişimleri, deniz seviyesindeki değişimler ve volkanizma gibi faktörlerin birlikte rol oynamış olabileceği düşünülmektedir. Güncel araştırmalar özellikle Devoniyen sonu krizleriyle ilişkili volkanik etkinliğe dair küresel jeokimyasal kanıtların önemini vurgulamaktadır.


Hangenberg Krizi

Devoniyen’in en sonunda, yaklaşık 359 milyon yıl önce, Devoniyen ile Karbonifer arasındaki geçiş sırasında ikinci büyük kriz meydana geldi.

Bu olay Hangenberg Krizi olarak adlandırılır.

Hangenberg Krizi sırasında denizel ve karasal ekosistemlerde önemli değişiklikler yaşanmıştır.

Özellikle;

  • Placodermler,
  • Bazı denizel omurgalılar,
  • Trilobitler,
  • Nautiloidler,
  • Ammonoidler
  • ve çeşitli denizel omurgasızlar

ciddi kayıplar yaşamıştır.

Bu kriz sırasında denizlerde yaygın anoksik, yani oksijen bakımından fakir koşulların geliştiğine ilişkin önemli jeolojik ve jeokimyasal kanıtlar bulunmaktadır.

İklimsel soğuma, deniz seviyesindeki değişimler, okyanus dolaşımındaki değişimler, besin maddelerinin denizlere taşınması ve volkanik etkinlik gibi farklı mekanizmaların birlikte rol oynamış olması mümkündür.

Bu nedenle Devoniyen sonu yok oluşlarını tek bir nedene bağlamak yerine çok aşamalı bir çevresel krizler dizisi olarak değerlendirmek daha doğrudur.


Devoniyen’in Sonunda Ne Oldu?

Devoniyen’in sonunda birçok denizel ekosistem büyük ölçüde değişti.

Özellikle Devoniyen’in karakteristik resif sistemleri ciddi şekilde geriledi.

Placodermler tamamen ortadan kalktı.

Birçok balık ve denizel omurgasız grubu büyük kayıplar yaşadı.

Ancak bazı gruplar hayatta kaldı.

Özellikle köpekbalığı benzeri kıkırdaklı balıklar, ışın yüzgeçli balıklar ve erken tetrapodlar sonraki dönemlerde daha fazla çeşitlenme fırsatı buldu.

Bu nedenle Devoniyen’in sonundaki kriz, bazı canlı grupları için büyük bir yok oluşken, diğer gruplar için yeni bir evrimsel dönemin başlangıcı oldu.


Devoniyen’in Jeolojik Önemi

Devoniyen, Dünya sisteminin hem denizlerde hem de karalarda büyük ölçüde değiştiği bir dönemdir.

Bu dönemde;

  • Balıklar olağanüstü çeşitlendi.
  • Çeneli balıklar deniz ekosistemlerinde önemli yırtıcılar haline geldi.
  • Placodermler büyük çeşitlilik gösterdi.
  • Köpekbalığı benzeri balıkların erken temsilcileri ortaya çıktı.
  • Denizel resif sistemleri büyük ölçüde gelişti.
  • Karasal bitkiler daha büyük ve karmaşık hale geldi.
  • İlk büyük ormanlar ortaya çıktı.
  • Kök sistemleri ve topraklar gelişti.
  • Karasal eklem bacaklılar çeşitlendi.
  • Omurgalıların sudan karaya geçişi hızlandı.
  • İlk tetrapodların erken temsilcileri ortaya çıktı.
  • Atmosferik ve jeokimyasal döngüler üzerinde karasal bitkilerin etkisi arttı.
  • Devoniyen’in sonunda büyük biyolojik krizler meydana geldi.

Bu nedenle Devoniyen’i tek bir ifadeyle özetlemek gerekirse:

Denizlerde balıkların, karalarda ise ormanların yükseldiği dönemdir.


Devoniyen’den Karbonifer’e

Devoniyen yaklaşık 358,86 milyon yıl önce sona erdi ve Karbonifer başladı.

Devoniyen’in sonunda yaşanan büyük biyolojik krizler deniz ekosistemlerini önemli ölçüde değiştirmişti.

Buna karşılık karasal yaşamın gelişimi durmadı.

Tam tersine, Karbonifer boyunca karasal bitkiler ve ormanlar daha da yaygınlaşacak ve özellikle tropikal bölgelerde devasa bataklık ormanları gelişecektir.

Omurgalıların karasal ortamlara uyumu da ilerleyecek ve tetrapodların çeşitlenmesi hızlanacaktır.

Böylece Devoniyen’de başlayan karaların kolonizasyonu, Karbonifer’de çok daha büyük ve karmaşık karasal ekosistemlere dönüşecektir.


Kısa Özet

ÖzellikDevoniyen
Jeolojik ZamanPaleozoik
Başlangıcı419,62 ± 1,36 milyon yıl önce
Sonu358,86 ± 0,19 milyon yıl önce
SüresiYaklaşık 61 milyon yıl
Önceki dönemSilüriyen
Sonraki dönemKarbonifer
Alt bölümleriAlt Devoniyen, Orta Devoniyen, Üst Devoniyen
Önemli kıtalarGondwana, Laurussia, Sibirya
İklimGenel olarak sıcak; Geç Devoniyen’de belirgin soğuma ve buzullaşma
Deniz yaşamıBalıklar, placodermler, mercanlar, stromatoporoidler, brakiyopodlar
Önemli biyolojik özellikBalıkların büyük çeşitlenmesi
Takma adıBalıklar Çağı
Karasal yaşamBüyük bitkiler, ilk ormanlar, eklem bacaklılar
Önemli bitkiArchaeopteris
Önemli omurgalılarTiktaalik ve erken tetrapodlar
Önemli olayOmurgalıların sudan karaya geçiş sürecinin hızlanması
Önemli ekosistemDevoniyen resifleri
Büyük krizlerKellwasser ve Hangenberg
Dönem sonuDevoniyen–Karbonifer geçişindeki büyük biyolojik kriz
Türkiye’deki kayıtlarPontidler, Toridler ve Arap Levhası ile ilişkili alanlar
Önemli Türkiye alanlarıİstanbul–Zonguldak, Çamdağ ve Orta–Doğu Toroslar

Devoniyen’i Tek Cümlede Hatırlayalım

Devoniyen; denizlerde balıkların büyük çeşitlenme gösterdiği, karalarda ilk büyük ormanların ortaya çıktığı, omurgalıların sudan karaya geçişinin hızlandığı ve dönemin sonunda büyük biyolojik krizlerin yaşandığı Paleozoik dönemdir.

Etiket: devoniyen, devoniyen dönemi, devonian, paleozoik, jeolojik zamanlar, jeolojik devirler, balıklar çağı, devoniyen balıkları, dunkleosteus, tiktaalik, tetrapod, ilk ormanlar, archaeopteris, devoniyen resifleri, kellwasser, hangenberg, devoniyen kitlesel yok oluşu, türkiye jeolojisi, devoniyen türkiye


Kaynaklar

  • International Commission on Stratigraphy (ICS), International Chronostratigraphic Chart.
  • McGhee, G. R. (1996). The late Devonian mass extinction: the Frasnian/Famennian crisis. Columbia University Press.
  • Meyer-Berthaud, B., Soria, A., & Decombeix, A. L. (2010). The land plant cover in the Devonian: a reassessment of the evolution of the tree habit.
  • Özkan, R., Nazik, A., Munnecke, A., Demiray, D. G., Schindler, E., Özbek, T. A., … & Yalcin, M. N. (2019). Givetian/Frasnian (Middle/Upper Devonian) transition in the eastern Taurides, Turkey. Turkish Journal of Earth Sciences28(2), 207-231.
  • Özkan, R. (2022). Devonian parathuramminids from Taurides, southern Turkey. Turkish Journal of Earth Sciences31(6), 495-519.
  • Wehrmann, A., Yılmaz, I., Yalçın, M. N., Wilde, V., Schindler, E., Weddige, K., … & Bozdoğan, N. (2010). Devonian shallow-water sequences from the North Gondwana coastal margin (Central and Eastern Taurides, Turkey): Sedimentology, facies and global events. Gondwana Research17(2-3), 546-560.
  • Yalçin, M., & Yilmaz, I. (2010). Devonian in Turkey–a review. Geologica carpathica61(3), 235.

Bir Sonraki Devir: Karbonifer

Bir Önceki Devir: Silüriyen

Jeolojik Zaman Tablosu: Jeolojik Zaman Çizelgesi

Kategoriler
Nedir

Silüriyen

Silüriyen Dönemi (443,8–419,6 milyon yıl öncesi)

Silüriyen dönemi, Paleozoik Zaman içerisinde Ordovisiyen’den sonra ve Devoniyen’den önce gelen jeolojik dönemdir. Yaklaşık 443,8 milyon yıl önce başlayan Silüriyen, 419,6 milyon yıl öncesine kadar devam etmiştir. Yaklaşık 24 milyon yıl süren bu dönem, Ordovisiyen’in sonunda meydana gelen büyük yok oluşun ardından yaşamın yeniden çeşitlendiği ve karasal ekosistemlerin gelişmeye başladığı önemli bir geçiş dönemidir.

Silüriyen adını, Britanya Adaları’nda yaşamış eski bir Kelt topluluğu olan Silüryenlerden (Silures) almıştır. Bu isim, İngiliz jeolog Roderick Murchison tarafından 19. yüzyılda kullanılmıştır.

Silüriyen, Dünya’nın hem ikliminde hem de canlı yaşamında önemli değişimlerin yaşandığı bir dönemdir. Ordovisiyen’in sonunda meydana gelen büyük buzullaşma ve kitlesel yok oluş sonrasında buzullar geri çekilmiş, deniz seviyeleri yükselmiş ve sığ deniz ortamları yeniden genişlemiştir.

Bu koşullar, özellikle denizel canlıların yeniden çeşitlenmesine olanak sağlamıştır. Aynı zamanda karalarda ilk damarlı bitkilerin ve erken karasal ekosistemlerin gelişmeye başlaması, Silüriyen’i yaşamın denizlerden karalara doğru yayılma sürecinde önemli bir dönüm noktası haline getirmiştir.


Silüriyen’in İklimi

Silüriyen’in başlangıcında Dünya, Ordovisiyen’in sonunda yaşanan büyük buzullaşmanın etkilerinden çıkmaya başlamıştı. Ordovisiyen’in sonundaki buzullaşma özellikle Güney Kutbu çevresinde, Gondwana’nın üzerinde etkili olmuştu.

Silüriyen boyunca küresel sıcaklıkların genel olarak yükseldiği ve buzulların büyük ölçüde geri çekildiği düşünülmektedir. Bunun sonucunda deniz seviyeleri yükselmiş ve kıtaların çevresinde geniş sığ denizler oluşmuştur.

Bu sığ denizler, mercan resiflerinin gelişmesi ve çok sayıda deniz canlısının çoğalması için uygun ortamlar oluşturmuştur.

Silüriyen iklimi günümüzdeki iklimden oldukça farklıydı. Kıtaların konumu, atmosferin bileşimi ve okyanus dolaşımı bugünkünden farklı olduğu için günümüz iklim sistemleriyle doğrudan karşılaştırma yapmak mümkün değildir.

Dönemin özellikle orta ve geç kesimlerinde iklim koşullarının görece daha sıcak ve istikrarlı hale geldiği düşünülmektedir.


Silüriyen Coğrafyası

Silüriyen döneminde Dünya’nın kıtaları bugünkü konumlarında değildi.

Gondwana adı verilen büyük kıtasal kütle, Güney Yarımküre’de geniş bir alan kaplıyordu. Gondwana’nın içerisinde günümüzde Afrika, Güney Amerika, Avustralya, Antarktika ve Hindistan’ın oluşturduğu kara parçalarının büyük bölümü bulunuyordu.

Kuzeyde ise Laurentia, Baltica ve Avalonia gibi kıtasal bloklar bulunuyordu.

Silüriyen sırasında bu kıtasal parçaların birbirlerine yaklaşması devam etmiş ve özellikle Laurentia ile Baltica’nın çarpışması sonucunda önemli bir orojenik kuşak oluşmuştur.

Bu çarpışma Kaledoniyen Orojenezi olarak bilinen geniş ölçekli dağ oluşumu sürecinin önemli aşamalarından biridir.

Bugün İskoçya, İrlanda, Norveç ve Grönland’ın bazı kesimlerinde görülen Kaledoniyen dağ kuşaklarının önemli bölümleri bu uzun jeolojik sürecin ürünüdür.

Dolayısıyla Silüriyen yalnızca canlıların geliştiği bir dönem değil, aynı zamanda kıtaların yeniden düzenlendiği ve gelecekteki kıtasal birleşmelerin temelinin atıldığı önemli bir jeolojik dönemdir.


Silüriyen Denizleri

Silüriyen’de yükselen deniz seviyeleri sonucunda kıtaların çevresinde geniş sığ denizler oluşmuştur.

Bu denizler özellikle denizel canlıların gelişmesi açısından son derece elverişliydi.

Sığ ve sıcak denizlerde:

  • Mercan toplulukları,
  • Brakiyopodlar,
  • Trilobitler,
  • Krinoidler,
  • Yumuşakçalar,
  • Graptolitler,
  • Deniz akrepleri

gibi çok sayıda canlı grubu yaşamaktaydı.

Özellikle mercan resifleri, Silüriyen denizlerinin en karakteristik ekosistemlerinden biri haline gelmiştir.

Bu dönemde günümüzdeki tropikal denizlere benzeyen sıcak ve sığ denizlerde geniş resif sistemleri gelişmiştir.


Silüriyen Canlıları

Silüriyen döneminde denizel yaşam Ordovisiyen’in sonunda yaşanan büyük yok oluştan sonra yeniden çeşitlenmiştir.

Balıkların gelişimi

Silüriyen, omurgalıların evrim tarihinde de önemli bir dönemdir.

Çenesiz balıklar daha önceki dönemlerden beri varlıklarını sürdürürken, bu dönemde çeneli balıkların (gnathostomata) erken temsilcileri ortaya çıkmış ve çeşitlenmeye başlamıştır.

Çenelerin gelişmesi, omurgalıların evriminde son derece önemli bir yenilikti.

Çene sistemi sayesinde canlılar daha farklı beslenme stratejileri geliştirebildi. Bu gelişme, ilerleyen jeolojik dönemlerde balıkların büyük ölçüde çeşitlenmesinin önünü açtı.


Deniz Akrepleri

Silüriyen’in en dikkat çekici canlılarından biri eurypteridler, yani halk arasında “deniz akrepleri” olarak bilinen eklembacaklılardır.

Bazı eurypterid türleri oldukça büyük boyutlara ulaşmıştır.

Özellikle Silüriyen’in sonlarına doğru yaşayan bazı türlerin birkaç metre uzunluğa ulaşabildiğine ilişkin fosil kanıtları bulunmaktadır.

Bunlar günümüzde yaşayan akreplerin doğrudan ataları değildir. Ancak aynı geniş eklembacaklı soy ağacının içinde yer alan, tamamen soyu tükenmiş bir gruptur.

Deniz akrepleri, Silüriyen denizlerindeki besin zincirinin önemli yırtıcılarından biri haline gelmiştir.


Mercan Resifleri

Silüriyen döneminde mercanlar önemli ölçüde çeşitlenmiş ve geniş resif sistemleri oluşturmuştur.

Günümüzdeki mercan resiflerine benzer şekilde, bu resifler çok sayıda deniz canlısına yaşam alanı sağlamıştır.

Ancak Silüriyen mercanları ile günümüzde yaşayan resif oluşturan mercanların tamamının aynı gruplara ait olmadığını belirtmek gerekir.

Bu dönemde özellikle tabulat ve rugoz mercanlar yaygındı.

Bu mercan topluluklarının oluşturduğu resifler, Silüriyen denizlerinin en önemli ekosistemlerinden biriydi.


Silüriyen’de Karasal Yaşam

Silüriyen döneminin belki de en önemli gelişmelerinden biri, yaşamın karalarda daha belirgin hale gelmeye başlamasıdır.

Ordovisiyen’de karasal ortamda basit bitki benzeri organizmaların bulunduğuna ilişkin kanıtlar olmakla birlikte, Silüriyen’de daha gelişmiş damarlı bitkiler ortaya çıkmaya başlamıştır.

Bu bitkilerin günümüzdeki ağaçlara veya ormanlara benzemediğini özellikle belirtmek gerekir.

Silüriyen karasal bitkileri genellikle küçük boyutlu ve basit yapılıydı.

Bununla birlikte, damar sistemlerinin gelişmesi bitkilerin su ve besin maddelerini vücutları içerisinde daha etkin biçimde taşımasına olanak sağlamıştır.

Bu gelişme, Devoniyen ve sonraki dönemlerde büyük kara bitkilerinin ve ormanların ortaya çıkmasının temelini oluşturmuştur.


İlk Karasal Ekosistemlerin Temelleri

Bitkilerin karalarda yayılmaya başlaması, diğer canlıların da karasal ortamlara geçişini kolaylaştırdı.

Toprak oluşumu hızlandı, organik madde birikimi arttı ve karasal besin zincirlerinin ilk aşamaları gelişmeye başladı.

Silüriyen’in sonlarına doğru çeşitli eklembacaklıların karasal ortamlarda yaşamaya başladığına ilişkin fosil kanıtları bulunmaktadır.

Böylece yaşamın yalnızca denizlerde değil, karalarda da kalıcı ekosistemler oluşturmasının temelleri atılmış oldu.

Bu süreç Devoniyen döneminde çok daha hızlı bir şekilde devam edecektir.


Silüriyen Döneminin Bölümleri

Silüriyen, günümüzde dört temel kronostratigrafik bölüme ayrılmaktadır:

Llandovery (443,8–? milyon yıl önce)

Silüriyen’in en eski bölümüdür.

Ordovisiyen sonundaki kitlesel yok oluşun hemen ardından gelir. Bu dönemde buzulların geri çekilmesi, deniz seviyelerinin yükselmesi ve denizel ekosistemlerin yeniden gelişmesi önemli olaylardır.

Llandovery yaklaşık olarak 443,8 milyon yıl önce başlamıştır.

Wenlock (yaklaşık 433–427 milyon yıl önce)

Wenlock sırasında denizel ekosistemler daha da gelişmiştir.

Mercan resifleri genişlemiş, brakiyopodlar ve diğer deniz canlıları çeşitlenmiştir.

Ludlow (yaklaşık 427–423 milyon yıl önce)

Ludlow sırasında denizel ekosistemlerin gelişimi devam etmiştir.

Balıkların ve diğer omurgalı gruplarının çeşitlenmesi de bu dönemde hız kazanmıştır.

Pridoli (yaklaşık 423–419,6 milyon yıl önce)

Silüriyen’in en genç bölümüdür.

Pridoli’nin sonunda Devoniyen dönemi başlamıştır.

Bu dönemde karasal ekosistemlerin gelişimi giderek hızlanmış ve Devoniyen’deki büyük bitki çeşitlenmesinin temelleri atılmıştır.


Silüriyen’de Yaşamın Önemi

Silüriyen’i Dünya’nın yaşam tarihinde özel bir yere koyan temel özelliklerden biri, denizel yaşamın yeniden toparlanması ile karasal yaşamın gelişiminin aynı dönemde hız kazanmasıdır.

Ordovisiyen’in sonunda yaşanan büyük yok oluş, çok sayıda denizel canlı grubunu etkilemişti.

Silüriyen’de ise deniz seviyelerinin yükselmesi ve daha elverişli iklim koşulları sonucunda ekosistemler yeniden çeşitlenmeye başladı.

Aynı zamanda bitkilerin karalarda yayılması, Dünya’nın yüzey sistemlerinde uzun vadeli bir değişimin başlangıcını oluşturdu.

Bitkilerin karaya çıkması;

  • Toprak oluşumunu,
  • Kayaçların ayrışmasını,
  • Karbon döngüsünü,
  • Atmosferik gazların dengesini,
  • Karasal besin zincirlerini

etkilemeye başladı.

Bu nedenle Silüriyen’i, denizlerdeki yaşamın yeniden güçlendiği ve yaşamın karalara kalıcı biçimde yerleşmesinin önünün açıldığı bir geçiş dönemi olarak değerlendirebiliriz.


Silüriyen’de Türkiye

Silüriyen döneminde bugünkü Türkiye’nin bulunduğu alan, günümüzdeki coğrafi konumundan tamamen farklı bir tektonik ortamdaydı.

Anadolu’nun bugünkü jeolojik yapısı henüz oluşmamıştı. Türkiye’yi oluşturan farklı tektonik bloklar ve kıtasal parçalar, Paleozoik boyunca farklı paleocoğrafik ortamlarda bulunuyordu.

Bu nedenle “Silüriyen’de Türkiye” ifadesini kullanırken günümüz ülke sınırlarını jeolojik geçmişe doğrudan taşımamak gerekir.

Bununla birlikte, günümüzde Türkiye’de Silüriyen yaşlı kayaçlar ve fosiller bulunmaktadır.

Özellikle İstanbul Zonu ve çevresi, Türkiye’deki Paleozoik kayaçların önemli şekilde yüzeylendiği alanlardan biridir. İstanbul ve Kocaeli çevresindeki Paleozoik istiflerde Silüriyen yaşlı birimler tanımlanmıştır.

Bu kayaçlar, o dönemde bölgenin sığ denizel ortamlardan etkilendiğini gösteren sedimanter ve fosil kayıtları içerir.

Türkiye’nin farklı tektonik birliklerinde Paleozoik yaşlı kayaçların bulunması, Anadolu’nun jeolojik tarihinin tek bir kıtasal bloktan oluşmadığını ve farklı jeolojik geçmişlere sahip parçaların zaman içerisinde bir araya geldiğini göstermektedir.

Bu nedenle Türkiye’deki Silüriyen kayaçları, yalnızca yaşlı kayaçlar olarak değil, Anadolu’nun çok daha eski paleocoğrafik evriminin önemli kayıtları olarak değerlendirilmelidir.


Silüriyen’in Sonunda Dünya

Silüriyen yaklaşık 419,6 milyon yıl önce sona erdi ve yerini Devoniyen dönemine bıraktı.

Silüriyen’in sonunda Dünya’da;

  • Denizel yaşam yeniden çeşitlenmiş,
  • Mercan resifleri yaygınlaşmış,
  • Balıkların evrimsel çeşitliliği artmış,
  • Çeneli omurgalıların gelişimi başlamış,
  • İlk damarlı bitkiler karalarda yayılmaya başlamış,
  • Karasal ekosistemlerin temelleri atılmıştı.

Ancak asıl büyük değişim henüz başlamamıştı.

Devoniyen döneminde bitkiler çok daha büyük boyutlara ulaşacak, ilk gerçek ormanlar ortaya çıkacak ve balıkların çeşitlenmesi olağanüstü bir seviyeye ulaşacaktı.

Bu nedenle Silüriyen, Ordovisiyen’in denizel dünyası ile Devoniyen’in karasal dünyası arasında bir köprü olarak değerlendirilebilir.


Kısa Özet

ÖzellikSilüriyen
Jeolojik ZamanPaleozoik
Başlangıcı443,8 milyon yıl önce
Sonu419,6 milyon yıl önce
SüresiYaklaşık 24 milyon yıl
Önceki dönemOrdovisiyen
Sonraki dönemDevoniyen
İklimGenel olarak ısınan ve buzulların gerilediği dönem
Önemli olayOrdovisiyen sonu yok oluşundan sonra denizel yaşamın toparlanması
Deniz yaşamıMercanlar, brakiyopodlar, trilobitler, krinoidler, eurypteridler
OmurgalılarErken çeneli balıkların gelişimi
Karasal yaşamİlk damarlı bitkilerin yayılmaya başlaması
Önemli orojenezKaledoniyen orojenezin önemli evreleri
TürkiyeÖzellikle İstanbul Zonu ve bazı Paleozoik tektonik birliklerde Silüriyen yaşlı kayaçlar

Etiket: silüriyen, silüriyen dönemi, silurian, paleozoik, jeolojik zamanlar, jeolojik devirler, karasal bitkiler, deniz akrepleri, mercan resifleri

Kategoriler
Nedir

Ordovisiyen

Ordovisiyen Dönemi (485,4–443,8 milyon yıl öncesi)

Ordovisiyen dönemi, Paleozoik Zaman’ın Kambriyen’den sonra gelen ve Silüriyen’den önce yer alan ikinci jeolojik dönemidir. Günümüzde kabul edilen uluslararası jeolojik zaman ölçeğine göre Ordovisiyen yaklaşık 485,4 milyon yıl önce başlamış ve 443,8 milyon yıl önce sona ermiştir.

Kaynak: Sci News

Yaklaşık 42 milyon yıl süren Ordovisiyen, özellikle denizel yaşamın olağanüstü çeşitlendiği ve ekosistemlerin karmaşıklaştığı önemli bir jeolojik dönemdir.

Dönemin ilk bölümlerinde Dünya’nın iklimi genel olarak sıcak ve deniz seviyeleri yüksekti. Kıta sahanlıklarının geniş olması, özellikle sığ denizlerde yaşayan canlıların çeşitlenmesi için çok uygun koşullar oluşturdu.

Ordovisiyen’in ilerleyen dönemlerinde ise Dünya’nın iklim sistemi önemli ölçüde değişti. Gondwana’nın Güney Kutbu’na doğru ilerlemesiyle Geç Ordovisiyen’de büyük bir buzullaşma meydana geldi. Bu buzullaşma deniz seviyelerinin hızla düşmesine ve denizel ekosistemlerin önemli ölçüde değişmesine neden oldu.

Dönemin sonunda meydana gelen Ordovisiyen–Silüriyen kitlesel yok oluşu, Dünya tarihindeki en önemli beş büyük kitlesel yok oluştan biri olarak kabul edilmektedir.


Ordovisiyen’in İklimi

Ordovisiyen’in büyük bölümünde Dünya’nın iklimi günümüzden daha sıcak ve sera koşullarına daha yakındı.

Atmosferdeki karbondioksit miktarının günümüzden oldukça yüksek olduğu düşünülmektedir. Bununla birlikte, Ordovisiyen’in iklimi bütün dönem boyunca aynı kalmamıştır.

Özellikle Geç Ordovisiyen’de önemli bir iklim değişikliği meydana gelmiştir.

Bu dönemde Gondwana kıtası Güney Kutbu’na doğru ilerlemiş ve kıtanın büyük bölümünde buz tabakaları oluşmaya başlamıştır.

Buzullaşmanın en belirgin olduğu alanlardan biri günümüzde Kuzey Afrika’nın bulunduğu bölgeydi. O dönemde bu alan Gondwana’nın bir parçası olarak Güney Kutbu’na yakın konumdaydı.

Buzulların büyümesi, okyanuslardan büyük miktarda suyun karasal buz kütlelerinde depolanmasına neden oldu.

Bunun sonucunda deniz seviyeleri önemli ölçüde düştü.

Deniz seviyesindeki bu düşüş, özellikle sığ denizlerde yaşayan canlıların yaşam alanlarının daralmasına yol açtı.

Ordovisiyen’in sonundaki kitlesel yok oluşun temel nedenlerinden birinin bu hızlı iklim ve deniz seviyesi değişimleri olduğu düşünülmektedir.


Ordovisiyen Coğrafyası

Ordovisiyen döneminde Dünya’nın kıtaları bugünkü konumlarında değildi.

Güney Yarımküre’de çok büyük bir kıtasal kütle olan Gondwana bulunuyordu.

Gondwana; günümüzde Afrika, Güney Amerika, Antarktika, Avustralya, Hindistan ve Arap Yarımadası’nı oluşturan kara parçalarının önemli bölümlerini içeriyordu.

Gondwana’nın kuzeyinde ise Laurentia, Baltica ve Avalonia gibi daha küçük kıtasal bloklar bulunuyordu.

Ordovisiyen’in önemli özelliklerinden biri de bu kıtasal blokların birbirlerine göre hareketlerinin devam etmesiydi.

Bu hareketler sonucunda yeni okyanus havzaları ve volkanik ada yayları oluşmuş, bazı okyanusal alanlar kapanmaya başlamış ve gelecekte gerçekleşecek kıtasal çarpışmaların temelleri atılmıştır.

Özellikle Iapetus Okyanusu, Ordovisiyen paleocoğrafyasının önemli unsurlarından biriydi.

Bu okyanus, Laurentia ile Baltica ve Avalonia gibi kıtasal blokları birbirinden ayırıyordu.

Ordovisiyen’in ilerleyen dönemlerinde bu okyanusun kapanmasına yönelik tektonik süreçler hız kazanmış ve daha sonraki dönemlerde Kaledoniyen Orojenezi olarak tanımlanan büyük dağ oluşumu sürecinin temelleri atılmıştır.


Ordovisiyen Denizleri

Ordovisiyen’in büyük bölümünde deniz seviyeleri oldukça yüksekti.

Kıtaların önemli bölümlerinin çevresinde ve bazı kıtasal alanların üzerinde geniş sığ denizler bulunuyordu.

Bu denizler, canlıların çeşitlenmesi için son derece uygun ortamlardı.

Özellikle kıta sahanlıkları boyunca;

  • Brakiyopodlar,
  • Trilobitler,
  • Bryozoalar,
  • Yumuşakçalar,
  • Ekinodermler,
  • Graptolitler,
  • Deniz süngerleri

yaygın olarak yaşamaktaydı.

Bu dönemde denizel ekosistemlerin yapısı giderek karmaşıklaşmış ve besin zincirleri çeşitlenmiştir.


Ordovisiyen Biyoçeşitlenmesi

Ordovisiyen’in en önemli özelliklerinden biri, denizel canlı çeşitliliğinde meydana gelen büyük artıştır.

Bu olay literatürde Ordovisiyen Biyoçeşitlenme Olayı (Great Ordovician Biodiversification Event – GOBE) olarak bilinmektedir.

Özellikle Ordovisiyen’in Orta ve Geç dönemlerinde çok sayıda yeni canlı grubu ortaya çıkmış veya daha önce bulunan gruplar büyük ölçüde çeşitlenmiştir.

Bu çeşitlenme sonucunda denizel ekosistemlerde;

  • Beslenme biçimleri,
  • Ekolojik nişler,
  • Vücut büyüklükleri,
  • Yaşam alanları

bakımından önemli bir farklılaşma meydana gelmiştir.

Ordovisiyen denizleri böylece Kambriyen’in nispeten basit ekosistemlerinden daha karmaşık denizel ekosistemlere doğru önemli bir dönüşüm geçirmiştir.


Ordovisiyen Canlıları

Ordovisiyen denizlerinde çok çeşitli canlı grupları yaşamaktaydı.

Kaynak: Sci News

Trilobitler

Trilobitler Kambriyen’den beri varlıklarını sürdüren önemli eklembacaklı gruplarından biriydi.

Ordovisiyen sırasında çok sayıda trilobit türü yaşamış ve farklı ekolojik ortamlara uyum sağlamıştır.

Ancak Ordovisiyen’in sonunda meydana gelen kitlesel yok oluş trilobitlerin çeşitliliğini önemli ölçüde azaltmıştır.

Brakiyopodlar

Brakiyopodlar Ordovisiyen denizlerinin en yaygın canlılarından biriydi.

Kavkıları nedeniyle günümüzdeki bazı çift kabuklu yumuşakçalara benzese de biyolojik olarak farklı bir gruptur.

Özellikle sığ deniz ortamlarında çok sayıda brakiyopod türü yaşamaktaydı.

Graptolitler

Graptolitler, Ordovisiyen ve Silüriyen dönemlerinin özellikle önemli denizel canlılarıdır.

Koloni halinde yaşayan bu canlıların fosilleri, jeolojik katmanların yaşlandırılmasında ve farklı bölgelerdeki kayaçların karşılaştırılmasında önemli bir rol oynar.

Bu nedenle graptolitler biyostratigrafi açısından oldukça değerli fosillerdir.

Ekinodermler

Deniz laleleri olarak da bilinen krinoidler ve diğer ekinoderm grupları Ordovisiyen denizlerinde yaygınlaşmıştır.

Bazı deniz tabanlarında çok yoğun krinoid toplulukları yaşamaktaydı.


Ordovisiyen’de İlk Balıklar

Ordovisiyen döneminde omurgalıların evriminde de önemli gelişmeler yaşanmıştır.

Çenesiz balıkların erken temsilcileri bu dönemde yaşamaktaydı.

Ancak “ilk balıklar Ordovisiyen’de ortaya çıktı” demek doğru değildir. Balıkların çok daha eski kökenlere sahip olabileceğine ilişkin kanıtlar bulunmaktadır.

Ordovisiyen’de önemli olan gelişme, erken omurgalıların çeşitlenmeye devam etmesi ve fosil kayıtlarında daha belirgin hale gelmesidir.

Çeneli balıkların büyük çeşitlenmesi ise daha sonraki Silüriyen ve özellikle Devoniyen dönemlerinde gerçekleşecektir.


Ordovisiyen’de Karasal Yaşam

Ordovisiyen’in büyük bölümünde yaşam denizlerde yoğunlaşmıştı.

Bununla birlikte, karalarda yaşamın başlangıcına ilişkin önemli kanıtlar bulunmaktadır.

Özellikle Geç Ordovisiyen’e ait fosilleşmiş sporlar, karasal bitkilerin veya bitki benzeri erken kara bitkilerinin bu dönemde ortaya çıkmış olabileceğini göstermektedir.

Bu bitkiler günümüzdeki ağaçlara veya ormanlara kesinlikle benzemiyordu.

Henüz büyük kök sistemlerine, odunsu gövdelere veya geniş ormanlara sahip değillerdi.

Bununla birlikte, karasal bitkilerin gelişmeye başlaması;

  • Kayaçların ayrışması,
  • Toprak oluşumu,
  • Karbon döngüsü,
  • Besin maddelerinin karasal ortamlarda tutulması

gibi süreçleri uzun vadede değiştirecek önemli bir evrimsel gelişmeydi.

Gerçek anlamda geniş karasal bitki örtüsü ve ormanlar ise daha sonraki Devoniyen döneminde ortaya çıkacaktır.


Ordovisiyen’de Mercanlar ve Resifler

Ordovisiyen denizlerinde mercan toplulukları da önemli ölçüde gelişmiştir.

Özellikle tabulat ve rugoz mercanlar, daha sonraki jeolojik dönemlerde çok daha yaygın hale gelecek resif ekosistemlerinin erken örneklerini oluşturmuştur.

Bu resifler, deniz tabanında çok sayıda organizmaya yaşam alanı sağlayarak karmaşık ekosistemlerin gelişmesine katkıda bulunmuştur.


Ordovisiyen’in Sonundaki Kitlesel Yok Oluş

Ordovisiyen döneminin sonunda Dünya tarihindeki en önemli biyolojik krizlerden biri yaşandı.

Yaklaşık 445–443 milyon yıl önce, Ordovisiyen ile Silüriyen arasındaki geçiş sırasında meydana gelen bu olay, Ordovisiyen–Silüriyen Kitlesel Yok Oluşu olarak adlandırılır.

Bu olay tek bir anda gerçekleşen basit bir yok oluştan ziyade, iklim ve deniz seviyesi değişimleriyle bağlantılı birden fazla aşamadan oluşan karmaşık bir süreçti.

Buzullaşma

Geç Ordovisiyen’de Gondwana üzerinde büyük buzullar oluştu.

Buzulların büyümesi deniz seviyelerinin düşmesine neden oldu.

Sığ denizlerin önemli bir bölümünün ortadan kalkması, bu ortamlara bağımlı çok sayıda deniz canlısını olumsuz etkiledi.

Deniz seviyesinin yükselmesi

Buzul döneminin ardından iklim hızla ısındı.

Buzulların erimesiyle deniz seviyeleri yeniden yükseldi.

Bu hızlı çevresel değişim, denizel ekosistemlerin yeniden büyük bir stres yaşamasına neden oldu.

Oksijensizleşme

Bazı denizel ortamlarda oksijen seviyelerinin azalması (anoksi) da yok oluş sürecine katkıda bulunmuş olabilir.

Dolayısıyla Ordovisiyen sonu yok oluşunun tek bir nedene bağlanması doğru değildir.

İklim değişikliği, buzullaşma, deniz seviyesi değişimleri ve denizel oksijen koşullarındaki değişimler birlikte etkili olmuş olabilir.


Ordovisiyen’in Sonuçları

Ordovisiyen–Silüriyen kitlesel yok oluşu sonucunda denizel türlerin önemli bir bölümü ortadan kalkmıştır.

Özellikle;

  • Brakiyopodlar,
  • Bryozoalar,
  • Trilobitler,
  • Graptolitler,
  • Mercanlar

gibi çeşitli denizel gruplar ciddi kayıplar yaşamıştır.

Ancak yaşam tamamen yok olmamıştır.

Silüriyen döneminde deniz seviyelerinin yükselmesi ve iklimin yeniden ısınmasıyla denizel ekosistemler büyük ölçüde toparlanmaya başlamıştır.

Bu nedenle Ordovisiyen’in sonundaki yok oluş, yaşam tarihinin sonu değil, ekosistemlerin yeniden yapılanmasına yol açan büyük bir evrimsel dönüm noktasıdır.


Ordovisiyen’de Türkiye

Ordovisiyen döneminde bugünkü Türkiye henüz günümüzdeki coğrafi ve tektonik bütünlüğüne sahip değildi.

Bugünkü Anadolu’yu oluşturan tektonik birliklerin önemli bölümleri farklı paleocoğrafik konumlarda bulunuyordu.

Bu nedenle Ordovisiyen paleocoğrafyasını bugünkü Türkiye sınırlarıyla birebir örtüştürmek doğru değildir.

Bununla birlikte, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Ordovisiyen yaşlı kayaçlar bulunmaktadır.

Özellikle İstanbul Zonu, Türkiye’deki Paleozoik kayaçların en iyi yüzeylendiği alanlardan biridir.

İstanbul’un Anadolu ve Avrupa yakalarındaki bazı Paleozoik istiflerde Ordovisiyen yaşlı sedimanter kayaçlar ve fosiller tanımlanmıştır.

Bu kayaçlar, o dönemde bölgenin denizel bir ortamda bulunduğunu ve zaman içerisinde farklı çökelme koşullarının geliştiğini gösteren önemli jeolojik kayıtlardır.

İstanbul ve çevresindeki Paleozoik istifler, Türkiye’nin yalnızca genç tektonik süreçlerden oluşmadığını; Anadolu’nun altında ve yüzeyinde çok daha eski jeolojik kayıtların bulunduğunu göstermesi bakımından önemlidir.

Türkiye’nin diğer tektonik birliklerinde de Paleozoik yaşlı kayaçlar bulunmakla birlikte, bunların paleocoğrafik konumları ve tektonik geçmişleri birbirinden farklı olabilir.

Bu nedenle Türkiye’deki Ordovisiyen kayaçlarını değerlendirirken İstanbul Zonu, Sakarya Zonu, Menderes Masifi ve diğer tektonik birliklerin aynı jeolojik geçmişe sahip olmadığı dikkate alınmalıdır.


Ordovisiyen’in Jeolojik Önemi

Ordovisiyen, Dünya tarihindeki birkaç önemli sürecin aynı dönemde gerçekleştiği bir dönemdir.

Bu dönemde:

  • Denizel canlı çeşitliliği büyük ölçüde arttı.
  • Karmaşık denizel ekosistemler gelişti.
  • Mercan ve diğer resif sistemleri yaygınlaştı.
  • Erken omurgalılar çeşitlenmeye devam etti.
  • Karasal bitkilerin erken temsilcileri ortaya çıkmaya başladı.
  • Kıtasal blokların hareketleri ve okyanusların kapanması devam etti.
  • Geç Ordovisiyen’de büyük bir buzullaşma gerçekleşti.
  • Dönemin sonunda büyük bir kitlesel yok oluş meydana geldi.

Bütün bu gelişmeler, Ordovisiyen’i Dünya’nın jeolojik ve biyolojik tarihinde önemli bir dönüm noktası haline getirmiştir.


Ordovisiyen’den Silüriyen’e

Ordovisiyen yaklaşık 443,8 milyon yıl önce sona ermiş ve Silüriyen başlamıştır.

Ordovisiyen’in sıcak ve yüksek deniz seviyelerine sahip dünyası, dönemin sonunda buzullaşma ve deniz seviyesindeki hızlı değişimlerle önemli ölçüde değişmiştir.

Silüriyen’e gelindiğinde buzullar geri çekilmiş, deniz seviyeleri yeniden yükselmiş ve denizel yaşam toparlanmaya başlamıştır.

Aynı zamanda karasal bitkiler daha belirgin hale gelmiş ve yaşamın karalara yayılmasının temelleri güçlenmiştir.

Böylece Ordovisiyen’in zengin denizel dünyası, Silüriyen’de giderek gelişen karasal yaşamın önünü açmıştır.


Kısa Özet

ÖzellikOrdovisiyen
Jeolojik ZamanPaleozoik
Başlangıcı485,4 milyon yıl önce
Sonu443,8 milyon yıl önce
SüresiYaklaşık 42 milyon yıl
Önceki dönemKambriyen
Sonraki dönemSilüriyen
Önemli kıtaGondwana
Önemli okyanusIapetus Okyanusu
İklimBaşlangıçta sıcak; Geç Ordovisiyen’de belirgin soğuma ve buzullaşma
Önemli biyolojik olayOrdovisiyen Biyoçeşitlenme Olayı (GOBE)
Deniz yaşamıBrakiyopodlar, trilobitler, graptolitler, ekinodermler, mercanlar
OmurgalılarErken çenesiz balıklar ve diğer erken omurgalılar
Karasal yaşamErken kara bitkilerine ilişkin spor fosilleri
Önemli jeolojik olayKaledoniyen orojenezin temellerini oluşturan kıtasal hareketler ve çarpışmalar
Dönem sonuOrdovisiyen–Silüriyen kitlesel yok oluşu
Türkiye’deki önemli kayıtlarÖzellikle İstanbul Zonu ve diğer Paleozoik istifler

Ordovisiyen’i Tek Cümlede Hatırlayalım

Ordovisiyen; denizel yaşamın büyük ölçüde çeşitlendiği, karasal bitkilerin ilk izlerinin ortaya çıktığı, Gondwana’nın kutba ilerleyerek büyük bir buzullaşmaya neden olduğu ve dönem sonunda büyük bir kitlesel yok oluşun yaşandığı Paleozoik dönemdir.

Etiket: ordovisiyen, ordovisiyen dönemi, ordovician, paleozoik, jeolojik zamanlar, jeolojik devirler, ordovisiyen biyoçeşitlenmesi, GOBE, ordovisiyen kitlesel yok oluşu, trilobitler, graptolitler, gondwana, iapetus okyanusu


Bir Sonraki Devir: Silüriyen

Bir Önceki Devir: Kambriyen

Jeolojik Zaman Tablosu: Jeolojik Zaman Çizelgesi

Kategoriler
Nedir

Kambriyen

Kambriyen Dönemi (538,8–486,85 milyon yıl öncesi)

Kambriyen dönemi, Paleozoik Zaman’ın ilk jeolojik dönemidir. Günümüzde kullanılan Uluslararası Stratigrafi Komisyonu (ICS) zaman ölçeğine göre Kambriyen yaklaşık 538,8 milyon yıl önce başlamış ve 486,85 milyon yıl önce sona ermiştir. Yaklaşık 52 milyon yıl süren bu dönem, kendisinden önce gelen Ediakaran Dönemi’nin ardından başlamış ve Ordovisiyen ile sona ermiştir.

Kambriyen
Kaynak: ScienceNewsExplores

Kambriyen, Dünya’nın yaşam tarihinde özel bir yere sahiptir. Çünkü bu dönemde özellikle hayvanların vücut planlarında, ekolojik ilişkilerinde ve çeşitliliğinde çok önemli bir artış meydana gelmiştir.

Bu büyük biyolojik dönüşüm Kambriyen Patlaması olarak adlandırılır.

Ancak “patlama” sözcüğü, canlıların birkaç bin yıl içinde aniden ortaya çıktığı anlamına gelmez. Jeolojik açıdan bakıldığında bu çeşitlenme milyonlarca yıl süren, özellikle Erken Kambriyen’de hızlanan karmaşık bir evrimsel süreçtir.

Kambriyen’in sonunda günümüzde yaşayan birçok büyük hayvan grubunun erken temsilcileri fosil kayıtlarında görülmeye başlamıştı.


Kambriyen İklimi

Kambriyen döneminde Dünya’nın iklimi genel olarak sıcak sera koşulları ile karakterize ediliyordu.

Kambriyen boyunca günümüzdeki anlamıyla büyük ve uzun süreli kıtasal buzullaşmaların hâkim olduğu bir iklim bilinmemektedir. Bunun yerine yüksek deniz seviyeleri ve geniş sığ denizler, dönemin karakteristik özellikleri arasındaydı.

Atmosfer ve okyanuslardaki oksijen miktarı da canlıların çeşitlenmesinde önemli bir rol oynamış olabilir.

Kambriyen Patlaması’nın nedenleri konusunda bilim dünyasında tek bir açıklama bulunmamaktadır. İklim değişiklikleri, okyanuslardaki oksijenlenme, besin maddelerindeki artış, deniz seviyelerinin yükselmesi, yeni avlanma ve savunma ilişkileri ile canlıların genetik ve gelişimsel özellikleri birlikte değerlendirilmelidir.


Kambriyen Coğrafyası

Kambriyen döneminde Dünya’nın kıtaları bugünkü konumlarında değildi.

Güney yarımkürede çok büyük bir kıtasal kütle olan Gondwana bulunuyordu.

Gondwana’nın içerisinde günümüzde;

  • Afrika,
  • Güney Amerika,
  • Antarktika,
  • Avustralya,
  • Hindistan
  • ve Arap Yarımadası

gibi kara parçalarını oluşturan kıtasal blokların önemli bölümleri yer alıyordu.

Bunun yanında Laurentia, Baltica, Sibirya ve Avalonia gibi daha küçük kıtasal bloklar da farklı paleocoğrafik konumlarda bulunuyordu.

Kıtaların çevresinde çok geniş ve sığ denizler yer alıyordu.

Bu sığ denizler Kambriyen canlılarının çeşitlenmesi açısından son derece önemliydi. Çünkü kıta sahanlıklarının genişlemesi, farklı derinliklerde ve farklı çevresel koşullarda çok sayıda yeni yaşam alanı oluşturdu.

Kambriyen paleocoğrafyası, Ordovisiyen ve daha sonraki Paleozoik dönemlerde gerçekleşecek kıtasal hareketlerin anlaşılması açısından da önemlidir.


Kambriyen Denizleri

Kambriyen dünyasının büyük bölümü denizlerle kaplıydı.

Kıtaların çevresindeki geniş sığ denizler, özellikle hayvanların çeşitlenmesi için son derece elverişli ekosistemler oluşturdu.

Bu denizlerde;

  • Trilobitler,
  • Brakiyopodlar,
  • Süngerler,
  • Ekinodermlerin erken temsilcileri,
  • Yumuşakçaların erken temsilcileri,
  • Solucan benzeri canlılar,
  • Eklem bacaklıların erken üyeleri

yaşamaktaydı.

Kambriyen denizlerinin en önemli özelliklerinden biri, canlılar arasındaki avcı-av ilişkilerinin belirginleşmeye başlamasıdır.

Aktif hareket eden avcıların ortaya çıkması, diğer canlıların savunma mekanizmaları geliştirmesine neden olmuş olabilir.

Kabukların, dikenlerin, zırhların ve daha karmaşık hareket sistemlerinin yaygınlaşması bu ekolojik rekabetin sonuçlarından biri olarak değerlendirilmektedir.


Kambriyen Patlaması

Kambriyen döneminin en önemli özelliği Kambriyen Patlamasıdır.

Kambriyen Patlaması, hayvanların fosil kayıtlarında çeşitliliğinin ve morfolojik farklılığının görece kısa bir jeolojik zaman aralığında büyük ölçüde artmasını ifade eder.

Bu süreçte çok sayıda hayvan grubunun erken temsilcileri fosil kayıtlarında belirgin hale gelmiştir.

Özellikle;

  • Eklem bacaklılar,
  • Yumuşakçalar,
  • Halkalı solucanlar,
  • Derisidikenliler,
  • Kordalılar

gibi günümüzde de temsilcileri bulunan büyük grupların erken üyeleri Kambriyen’de görülmektedir.

Burada önemli bir ayrıntı bulunmaktadır:

Kambriyen Patlaması, hayvanların ilk kez ortaya çıkması değildir.

Hayvanların çok daha eski atalarının Ediakaran’da ve hatta daha eski dönemlerde yaşamış olabileceğine ilişkin kanıtlar vardır.

Kambriyen’de gerçekleşen temel değişim, hayvanların çeşitlenmesi, farklı vücut planlarının ortaya çıkması ve karmaşık ekolojik ilişkilerin gelişmesidir.


Kambriyen Canlıları

Kambriyen denizleri, günümüzden son derece farklı görünen çok sayıda canlıya ev sahipliği yapıyordu.

Trilobitler

Trilobitler Kambriyen döneminin en karakteristik fosillerinden biridir.

Eklem bacaklılar içerisinde yer alan trilobitlerin vücutları üç ana bölüme ayrılmıştı ve çoğu deniz tabanında yaşamaktaydı.

Kambriyen’de ortaya çıkan trilobitler daha sonra Paleozoik boyunca büyük bir çeşitlilik göstermiş ve Permiyen sonundaki kitlesel yok oluşa kadar varlıklarını sürdürmüştür.

Trilobitlerin fosilleri günümüzde Kambriyen yaşlı kayaçların tanınmasında ve yaşlandırılmasında oldukça değerlidir.


Anomalocaris

Kambriyen denizlerinin en dikkat çekici canlılarından biri Anomalocaris ve yakın akrabalarıdır.

Yaklaşık bir metreye ulaşabilen bu canlılar, dönemlerinin büyük yırtıcıları arasında bulunuyordu.

Öndeki kavrayıcı uzantıları ve büyük gözleri, aktif bir avcı yaşamına uyum sağladığını göstermektedir.

Anomalocaris gibi avcıların ortaya çıkması, Kambriyen denizlerindeki avcı-av ilişkilerinin ve ekolojik rekabetin karmaşıklaşmaya başladığını gösteren önemli örneklerden biridir.


Burgess Shale ve Kambriyen Fosilleri

Kambriyen canlılarının anlaşılmasında dünyanın en önemli fosil yataklarından biri Kanada’daki Burgess Shale oluşumudur.

Burada canlıların yalnızca sert kabukları değil, bazı yumuşak dokuları da olağanüstü şekilde korunmuştur.

Bu nedenle Burgess Shale fosilleri, Kambriyen denizlerindeki yaşamın yalnızca birkaç dayanıklı fosil grubundan ibaret olmadığını göstermiştir.

Wiwaxia, Waptia, Opabinia ve Anomalocaris gibi birçok sıra dışı canlı bu tür fosil yatakları sayesinde ayrıntılı olarak incelenebilmiştir.


Kambriyen’de Süngerler ve Resifler

Kambriyen denizlerinde süngerler önemli ekolojik roller üstleniyordu.

Özellikle arkeosiyatidler (Archaeocyatha), Kambriyen’in erken dönemlerinde resif benzeri yapılar oluşturan önemli organizmalardı.

Bu canlıların oluşturduğu yapılar, diğer deniz canlıları için yaşam alanları sağlıyordu.

Ancak günümüzdeki mercan resifleriyle karıştırılmamalıdır.

Modern anlamdaki sert mercanların büyük resif sistemleri çok daha sonraki jeolojik dönemlerde gelişmiştir.


Kambriyen’de İlk Kordalılar

Kambriyen döneminde omurgalıların çok uzak ataları olarak kabul edilen erken kordalıların da ortaya çıktığı düşünülmektedir.

Bunlar henüz balıklar veya omurgalılar değildi.

Ancak vücutlarında kordalıların temel özelliklerini taşıyan erken canlılar bulunuyordu.

Bu canlılar, daha sonraki dönemlerde ortaya çıkacak omurgalıların evrimsel tarihinin anlaşılması açısından son derece önemlidir.

Dolayısıyla Kambriyen denizlerinde yalnızca trilobitlerin değil, çok daha sonraki omurgalıların evrimsel köklerinin de bulunduğunu söylemek mümkündür.


Kambriyen’de Flora

Kambriyen döneminde karalarda günümüzdeki anlamıyla ormanlar, çayırlar veya gelişmiş kara bitkileri bulunmuyordu.

Kara yüzeyleri büyük ölçüde çıplak kaya ve mineral yüzeylerden oluşuyordu.

Fotosentez yapan canlılar ise özellikle denizlerde önemli bir biyokütle oluşturuyordu.

Denizlerde;

  • Algler,
  • Siyanobakteriler,
  • Fitoplankton benzeri mikroorganizmalar

besin zincirlerinin temelini oluşturuyordu.

Kara bitkilerinin belirgin şekilde ortaya çıkması ve karasal ekosistemlerin gelişmesi çok daha sonraki dönemlerde gerçekleşecektir.


Kambriyen’de Karasal Yaşam

Kambriyen döneminde yaşamın büyük bölümü denizlerde bulunuyordu.

Bununla birlikte, karaların tamamen cansız olduğunu söylemek doğru değildir.

Mikrobiyal toplulukların ve biyolojik toprak kabuklarının erken örneklerinin karasal yüzeylerde bulunmuş olabileceğine ilişkin kanıtlar vardır.

Ancak büyük hayvanların ve gelişmiş bitkilerin karalara yayılması henüz gerçekleşmemişti.

Karasal ekosistemlerin belirgin biçimde gelişmesi özellikle Ordovisiyen’den itibaren hızlanacak ve Devoniyen’de çok daha karmaşık kara ekosistemleri ortaya çıkacaktır.


Kambriyen’de Türkiye

Kambriyen döneminde günümüzde Türkiye olarak adlandırdığımız kara parçası henüz bugünkü tektonik ve coğrafi konumunda değildi.

Anadolu’nun jeolojik temelini oluşturan farklı tektonik birlikler, Paleozoik boyunca birbirlerinden farklı paleocoğrafik ortamlarda bulunmuş olabilir.

Bu nedenle “Kambriyen’de Türkiye neredeydi?” sorusuna günümüz Türkiye sınırlarını kullanarak tek bir cevap vermek doğru değildir.

Bununla birlikte, Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde Kambriyen yaşlı kayaçlar bulunmaktadır.

Özellikle İstanbul Zonu ve Torid-Anatolid platformuna ait bazı Paleozoik istifler, Kambriyen dönemine ait jeolojik kayıtlar içermektedir.

Türkiye’nin farklı bölgelerinde Kambriyen yaşlı kayaçların bulunması, Anadolu’nun jeolojik geçmişinin yalnızca Mesozoyik ve Senozoyik dönemlerde başlamadığını göstermektedir.

Torid-Anatolid Platformu’nda Kambriyen’den Permiyen’e kadar uzanan geniş Paleozoik istiflerin bulunduğu bilinmektedir. Doğu Toroslar’da da Paleozoik kayaçlar ve bunlarla ilişkili volkanik birimler belgelenmiştir.

Bu nedenle Türkiye’nin Kambriyen jeolojisi, ilerleyen jeolojik dönemlerde meydana gelecek Paleotetis, Neotetis, kıtasal çarpışmalar ve Alpin orojenezi gibi büyük tektonik süreçlerin anlaşılması açısından önemlidir.


Kambriyen’in Jeolojik Önemi

Kambriyen dönemini yalnızca “canlıların patladığı dönem” olarak tanımlamak eksik olur.

Bu dönemde Dünya sisteminin birçok bileşeni birlikte değişmiştir.

Kambriyen’de;

  • Hayvanların çeşitliliği büyük ölçüde arttı.
  • Karmaşık besin ağları ortaya çıktı.
  • Avcı-av ilişkileri belirginleşti.
  • Sert kabuk, diken ve zırh gibi savunma yapıları yaygınlaştı.
  • Deniz tabanını kazan ve karıştıran canlıların sayısı arttı.
  • Trilobitler çok çeşitli ekolojik nişlere yayıldı.
  • Erken kordalıların temsilcileri ortaya çıktı.
  • Arkeosiyatidlerin oluşturduğu resif sistemleri gelişti.
  • Okyanus ekosistemleri giderek karmaşıklaştı.
  • Günümüzdeki birçok hayvan grubunun erken temsilcileri fosil kayıtlarında belirgin hale geldi.

Bu nedenle Kambriyen, modern hayvan ekosistemlerinin temelinin atıldığı dönemlerden biri olarak kabul edilir.


Kambriyen’den Ordovisiyen’e

Kambriyen yaklaşık 486,85 milyon yıl önce sona erdi ve Ordovisiyen başladı.

Kambriyen boyunca çeşitlenen denizel canlı toplulukları Ordovisiyen’de daha da gelişti.

Özellikle Ordovisiyen’in erken ve orta dönemlerinde denizel biyoçeşitlilikte çok büyük bir artış meydana geldi.

Böylece Kambriyen’de temelleri atılan karmaşık denizel ekosistemler, Ordovisiyen’de daha da çeşitlendi.

Kambriyen’in trilobitler, brakiyopodlar, ekinodermler ve diğer deniz canlılarıyla şekillenen dünyası, Ordovisiyen’de çok daha zengin bir biyolojik çeşitliliğe dönüşecektir.


Kısa Özet

ÖzellikKambriyen
Jeolojik ZamanPaleozoik
Başlangıcı538,8 ± 0,6 milyon yıl önce
Sonu486,85 ± 1,5 milyon yıl önce
SüresiYaklaşık 52 milyon yıl
Önceki dönemEdiakaran
Sonraki dönemOrdovisiyen
Önemli kıtasal kütleGondwana
Diğer önemli kıtasal bloklarLaurentia, Baltica, Sibirya, Avalonia
İklimGenel olarak sıcak sera koşulları
Deniz seviyesiGenel olarak yüksek
En önemli biyolojik olayKambriyen Patlaması
Karakteristik canlılarTrilobitler, brakiyopodlar, süngerler, anomalokaridler
Önemli fosil alanıBurgess Shale
Erken resif oluşturucularArchaeocyatha
Karasal yaşamSınırlı; gelişmiş kara bitkileri henüz yok
Türkiye’deki kayıtlarİstanbul Zonu ve Torid-Anatolid platformunun bazı Paleozoik istifleri
Sonraki dönemOrdovisiyen

Kambriyen’i Tek Cümlede Hatırlayalım

Kambriyen; hayvanların çeşitlenmesinin hızlandığı, karmaşık denizel ekosistemlerin oluştuğu, trilobitler ve birçok başka hayvan grubunun ortaya çıktığı ve yaşam tarihinin en önemli evrimsel dönüşümlerinden biri olan Kambriyen Patlaması’nın gerçekleştiği Paleozoik dönemdir.


Kaynaklar

  • International Commission on Stratigraphy (ICS), International Chronostratigraphic Chart, 2026.
  • Smithsonian Institution, Early Life on Earth – Animal Origins.
  • Smithsonian Ocean, Cambrian Period.
  • Smithsonian Institution, The Cambrian Explosion of Life.
  • Erwin et al., The Cambrian Conundrum: Early Divergence and Later Ecological Success in the Early History of Animals, Science.

Etiket: kambriyen, kambriyen dönemi, kambriyen patlaması, cambrian, cambrian explosion, trilobitler, anomalocaris, burgess shale, paleozoyik, jeolojik zamanlar, jeolojik devirler


Bir Sonraki Devir: Ordovisiyen

Bir Önceki Devir: Proterozoyik

Jeolojik Zaman Tablosu: Jeolojik Zaman Çizelgesi

Kategoriler
Nedir

Sürdürülebilir Arazi Yönetimi

Sürdürülebilir arazi yönetimi, toprakların kullanımının, üretimin ve doğal çevrenin korunmasının bir arada yapılmasını amaçlar. Bu, üretimin artırılmasının yanı sıra toprakların üretim kapasitesinin korunmasını ve doğal çevrenin sağlıklı bir şekilde sürdürülmesini de içerir. Sürdürülebilir arazi yönetimi, tarım, ormancılık, su yönetimi, koruma ve diğer alanları içermektedir. Bu yöntemler arasında örnek olarak; gübreleme, sulama, toprak koruma yöntemleri, biyolojik çeşitlilik, tarımın sürdürülebilir hale getirilmesi, orman yönetimi, toprak restorasyonu, erozyon kontrolü, su kaynaklarının korunması, enerji ve malzeme verimliliği gibi konular bulunabilir.

Kategoriler
Nedir

Jeolojik Zaman Çizelgesi

Dünya tarihi boyunca zamanda bir yolculuğa çıkın. Aşağıdaki jeolojik zaman tablosunu kullanarak belirli bir döneme atlayın ve antik yaşam, iklimler ve coğrafyayı inceleyin. Senozoyik Çağından (65,5 milyon yıl öncesinden günümüze) başlayıp günümüze kadar olan dönemi inceleyebilir ya da daha da geriye giderek Hadean Çağına göz atabilirsiniz (4,6 – 4 milyar yıl öncesi). Seçim sizin.

NOT: MYÖ milyon yıl öncesi anlamına gelmektedir.

Aşağıdaki zaman makinesindeki bağlantıları kullanarak ilgilendiğiniz bir dönemi inceleyin:

Fanerozoyik
(541 MYÖ’den günümüze)
Senozoyik
(66 MYÖ’den günümüze)
Kuvaterner (2,58 MYÖ – günümüz)

  • Holosen (11.700 yıldan günümüze)
  • Pleyistosen (2,58 MYÖ – 11.700 yıl)
Neojen (23,03 – 2,58 MYÖ)

  • Pliyosen (5,33 – 2,58 MYÖ)
  • Miyosen (23,03 – 5,33 MYÖ)
Paleojen (66 – 23,03 MYÖ)

  • Oligosen (33,9 – 23,03 MYÖ)
  • Eosen (56 – 33,9 MYÖ)
  • Paleosen (66 – 56 MYÖ)
Mesozoyik
(251,9 –
66 MYÖ)
Kretase (145 – 66 MYÖ)

  • Üst (100,5 – 66 MYÖ)
  • Alt (145 – 100,5 MYÖ)
Jura (201,3 – 145 MYÖ)

  • Üst – Malm (163,5 – 145 MYÖ)
  • Orta – Dogger (174,1 – 163,5 MYÖ)
  • Alt – Liyas (201,3 – 174,1 MYÖ)
Triyas (251,9 – 201,3 MYÖ)

  • Üst (237 – 201,3 MYÖ)
  • Orta (247,2 – 237 MYÖ)
  • Alt (251,9 – 247,2 MYÖ)
Paleozoyik
(541 –
251,9 MYÖ)
Permiyen (298,9 – 251,9 MYÖ)

  • Lopingiyen (259,1 – 251,9 MYÖ)
  • Guadalüpiyen (272,95 – 259,1 MYÖ)
  • Sisuraliyen (298,9 – 272,95 MYÖ)
Karbonifer (358,9 – 298,9 MYÖ)

  • Pensilvaniyen (323,2 – 298,9 MYÖ)
    • Üst (307 – 298,9 MYÖ)
    • Orta (315,2 – 307 MYÖ)
    • Alt (323,2 – 315,2 MYÖ)
  • Missisipiyen (358,9 – 323,2 MYÖ)
    • Üst (330,9 – 323,2 MYÖ)
    • Orta (346,7 – 330,9 MYÖ)
    • Alt (358,9 – 346,7 MYÖ)
Devoniyen (419,2 – 358,9 MYÖ)

  • Üst (382,7 – 358,9 MYÖ)
  • Orta (393,3 – 382,7 MYÖ)
  • Alt (419,2 – 393,3 MYÖ)
Silüriyen (443,8 – 419,2 MYÖ)

  • Piridoli (423 – 419,2 MYÖ)
  • Ludlov (427,4 – 423 MYÖ)
  • Venlok (433,4 – 427,4 MYÖ)
  • Landoveri (443,8 – 433,4 MYÖ)
Ordovisiyen (485,4 – 443,8 MYÖ)

  • Üst (458,4 – 443,8 MYÖ)
  • Orta (470 – 458,4 MYÖ)
  • Alt (485,4 – 470 MYÖ)
Kambriyen (541 – 485,4 MYÖ)

  • Furongiyen (497 – 485,4 MYÖ)
  • Seri 3 (509 – 497 MYÖ)
  • Seri 2 (521 – 509 MYÖ)
  • Terrenüviyen (541 – 521 MYÖ)
Prekambriyen
(4600 –
541 MYÖ)
Proterozoyik
(2500 –
541 MYÖ)
Neoproterozoyik (1000 – 541 MYÖ)
Mesoproterozoyik (1600 – 1000 MYÖ)
Paleoproterozoyik (2500 – 1600 MYÖ)
Arkeyan
(4000 –
2500 MYÖ)
Neoarkeyan (2800 – 2500 MYÖ)
Mesoarkeyan (3200 – 2800 MYÖ)
Paleoarkeyan (3600 – 3200 MYÖ)
Eoarkeyan (4000 – 3600 MYÖ)
Hadean
(4600 – 4000 MYÖ)

* Tarihler Uluslararası Stratigrafi Komisyonunun Uluslararası Stratigrafik Çizelgesinden (2017-02) alınmıştır.

Kategoriler
Nedir

Majör Element Nedir?

Majör Element
Yerkabuğunda %1’den fazla oranda bulunan elementlere majör elementler denir. 8 tane majör element vardır. Bunlar sırasıyla: O, Si, Al, Fe, Ca, Na, K ve Mg’dir.

Kategoriler
Nedir

Cevher Minerali Nedir?

mineral
Yeryüzünde yaklaşık 2500 mineral bulunmaktadır. Bu 2500 mineralden sadece 200 kadarı ekonomik değere sahiptir. Bu ekonomik değere sahip olan minerallerin her birine cevher minerali denir.

Kategoriler
Nedir

Gang Minerali Nedir?

mineral
Yeryüzünde yaklaşık 2500 mineral bulunmaktadır. Bu 2500 mineralden 2300 kadarı ekonomik değere sahip değildir. Bu ekonomik değere sahip olmayan minerallere gang minerali denir.